Güncel toplumsal meseleleri; İslam dininden hareketle, tarihi kökleri, kültürel değişimi ve aktüel yansımalarıyla birlikte ele almak amacı ile TDV KAGEM’de başlatılan Ankara Konferanslarının İkincisi, Prof. Dr. Mete Çamdereli ile gerçekleşti.
KAGEM Konferans Salonunda düzenlenen programda, “Medya-Din ilişkisini Anlamak” başlığı çerçevesinde konuşan Çamdereli “Medya kitleleri buluşturan bir aracı olmakla birlikte tüm gerçekliği tüketir ve yeni gerçeklikler kurgular. Dolayısı ile tek gerçekliği, kendi gerçekliğidir. Din, arz ve arş arasında ilahi hükmün tecellisi, vahyin ışığında bir hayat nizamnamesidir ve tüm yaşam alanlarını kapsayıcıdır. Medya ise sadece bir ortam ve araçtır; etkili ve yönlendirici bir araç. Medya ile din muadil bir muhakemata uygun iki alan ya da iki olgu değildir. Kıyası kabil olmayan iki kavramsal alandır. Dinin müstakim hükmü ile aracın faydacı hükmünün aynı şey olmadığı açıktır” diye ifade etti.

Dinselin mecra görünümü

20. yüzyıl iletişim çağıdır ve medya denince de mecra bellidir; gazete, dergi, kitap, radyo ve televizyon ile sınırlanabilirdir. Bugün ise hepsini içine alabilecek bir iletişim teknolojiyle karşı karşıyayız. Geleneksel mecranın sınırlarını bulanıklaştıran ve her mecrayı kendine göre şekillendiren bir dijital evrimden geçiyoruz. Geleneksel mecralar dijital ortamda başkalaşırlar ve adeta tek bir mecranın, dijital mecranın tamamlayıcı parçaları olarak işlev görürler. Medya ile dinsel olanın ilişkisini de doğal olarak dijital medyadan okumak gerekir.
Dijital ortam deyince; akıllı telefonlar, tabletler, bilgisayarlar, akıllı saatler marifetiyle gerçekleşen internet, web siteleri, sosyal medya, sosyal ağlar, bloglar, mikrobloglar, forumlar, video paylaşım siteleri, sohbet yazılımları, e-ticaret, e-devlet, e-posta, e-bülten gibi bir dizi sanal mecra ya da uygulamalar… akla gelmektedir. Dinselin tüm bu devasa mecradaki konumu da yenidir ve saptanması kolay değildir. Dijital ya da geleneksel olsun, kapsayıcı anlamıyla medya, dinselin önünde hem büyük bir imkân hem de büyük bir engel olarak duruyor. Dinselin medya ile imtihanı başından beri ağır geçmiş, temsil ve konumlandırılma biçimi her zaman sorunlu olmuştur. Bu sorun yumağını anlayabilmek için öncelikle dinselin medyatikleşme ve dijitalleşme özelliğini doğru anlamaya çalışmak gerekir” dedi.

İlkler…

Medyadaki ilk dini yayın ve programların (gazeteler hariç) 1950’de Ankara Radyosu’nda Kur’an-ı Kerim okunmasıyla ve dini-ahlaki musahabe programının yapılmasıyla başladığını vurgulayan Çamdereli, “ 60’lı yıllara girerken radyoda mevlit yayını yapılır, sahur programları yayınlanırdı. Kıbrıs şehitleri için yapılan canlı mevlit yayını televizyon için milat sayılır (1974). İlk iftar programı 1975’te yayına girer; Kur’an tilaveti, ezan sesleri, ilahiler, sohbetler artık yayınlanabilir hale gelmiştir. 80’li yıllar dini yayın ve programların çeşitlendiği ve sürelerinin arttığı yıllardır. İftar, sahur ve Kadir Geceleri yapılan canlı mevlit yayınlarına cuma günleri “İnanç Dünyası” programı da eklenir. Çok kanallı televizyon dönemiyle dini ağırlıklı yayıncılık yapan kimi kanallar ortaya çıkar ve TRT’nin dini program formatı dönüşüm geçirir. 90’lı yıllar ise; özel radyo ve televizyonlarla birlikte dinsel yayın yapan tematik kanalların çoğalmaya başladığı yıllardır.
Bu dönemde dini yayıncılık, İslami medya gibi terimler yavaş yavaş boy gösterir. Manevi ve ahlaki yayın nitelemesi doğrudan dini yayıncılık olgusuna evrilir. Öte yandan 60’lı yıllardaki hazretli filmler ile 70’li yıllardaki milli sinema ve 90’lı yıllardaki dini filmleri de unutmamak gerekir. Milli ve dini sinema ekolleri dinselin medyatik görünümü için temel basamaklar arasında yer alır. 2000’li yıllar ise artık elektronikten dijitale doğru uzanıldığı yıllardır ve sonunda dijital teknolojiler her yanı kuşattığı gibi dinsel yayın platformlarını da kuşatır. Böylece dinsel yayıncılık, dijital mecraya göre yeniden şekillenir, etkileşimli program ve ortamlarla dönüşümünü sürdürür, deyim yerindeyse başkalaşır, popülerleşir.

“Medyasız yapamıyoruz ve dijital köleliğimiz gönüllü dijital kulluğa evriliyor”

Çamdereli, “Yolu medyadan ve dijitalleşmeden geçmeyen neredeyse hiçbir alan yoktur. Dinsel de bu alanlardan biridir” diyerek sözlerine devam eden Çamdereli, “Medyasız yapamıyoruz ve dijital köleliğimiz gönüllü dijital kulluğa evriliyor. Medya dindarlığı dijital müminliğe evriliyor. Dinsel icap, hüküm ve rükünler ancak dijitalleştikçe karşılık bulmaya başlıyor. Böylelikle dijital teknoloji dinden bir cüz haline geliyor. Mahremiyetten gösterişe, teşhirden şöhrete, ticaretten tasarıma dek birçok dijital imkânın içinde var olmaya çalışan bugünün mümini bir dijimümin olarak ortaya çıkıyor. Dijimümin, maruz kaldığı medyatik mesajlar vesilesiyle her zaman medyanın isterleri doğrultusunda hareket ediyor. Baskın dijital söylem karşısında bildik dinsel söylemin üzeri dijital bir perdeyle örtülüyor. Dijital perdeler elbette hakikati perdeleyemez, dini örtemez, ama dijitalliğe mahkûm müminin muhatap olduğu dinseli belirleyebilir, medyatik dinselliği her an yeniden inşa edebilir. Ancak, din hiçbir zaman dijitalleşmez; dine ait olan ne varsa, dinsel olan ne varsa, dinsellik kapsamında ne varsa onlar dijitalleşir. Din değişmez, başkalaşmaz, hakkın hakikati değişmez; dinsellik değişebilir, başkalaşabilir. İhlas ve samimiyet dijital dinsel savrulmaların karşısında müminin tek tutanağıdır. Sosyal medya dindarlığı, sosyal medya alimleri, medya vaizleri, fenomen din adamları, vekil dindarlık, dijital müminlik gibi terim ve kavramlar, dinsellik etrafında oluşan kaygı ve arayışları dillendirir. Dinden kopmayan, yaşadıkları dinselliği mevcut araçlar üzerinden yeniden düşünmeye çalışan, gerçek din arayışını ömürlerine yayan mümin zihinler kendilerine sahih yolları bulacaklardır. Mümin için bugünkü dijital imtihan dünkü müminin imtihanından daha ağır değildir” ifadelerini kullandı.
“Medya, doğru kullanım ve içeriklerle masum bir yansıtıcı haline getirilebilir”
Medyanın hakikati kendi hakikatidir; dinseli de kendi hakikati ve ihtiyacı doğrultusunda araçsallaştırır. Tüm bu açmazlara rağmen; her medyatik düzlemde iyi içerikler üretmenin kaygısıyla donanmaksa, ihlas ve samimiyetin gereğidir. Az takipçili ya da kullanıcılı da olsa gerçek dine eriş(tir)me kaygısı, medyatik dinin eğlensel ritüellerini ötelemiş kimi içerikleri ısrarla ve inatla sürdürmekle mümkündür. Medya aynadır sonuçta. Doğru kullanım ve içeriklerle masum bir yansıtıcı haline getirilebilir. Gerçek dinin sahih medyatik dilini ve makbul söylemini bulmak için bireysel ve özellikle kurumsal çabalar gösterilmeli, hakikatli bir tefekkür içine girilmelidir, deyim yerindeyse fıkhedilmelidir. Bir internet fıkhı, bir sosyal medya fıkhı geliştirilmeli, daha da ötesinde bir dijitalleşme fıkhı üzerine çokça kafa yorulmalıdır. Kurumsal bir çatı altında internet ve dijitalleşme fıkhı ile ilgili bir komisyon kurulmalı ve düzenlenecek çalıştaylarla yola çıkılmalıdır” diye ekledi.
Programın sonunda ayrıca, katılımcılardan gelen sorulara da yer verildi.

Visits: 16