TDV KAGEM 2018-2019 Faaliyet Yılı Açılış Konferansı Prof. Dr. Huriye Martı'nın Konferansı ile Başladı


TDV KAGEM 2018-2019 Faaliyet Yılı Açılış Konferansı Prof. Dr. Huriye Martı'nın Konferansı ile Başladı

Toplumun temeli olan aile başta olmak üzere kadın ve genlere yönelik yaptığı çalışmalarla öne çıkan Türkiye Diyanet Vakfı Kadın Aile ve Gençlik Merkezi (TDV KAGEM), 2018-2019 Faaliyet Yılı Açılış Programı, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın da katılımıyla Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Huriye Martı’nın “Denge- Değer-Emanet Bağlamında Çevre Ahlakı” konulu konferansı ile gerçekleştirildi.
Türkiye Diyanet Vakfı Kocatepe Konferans Salonunda düzenlenen programın açılış konuşmasını yapan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, KAGEM’in inanç, kültür, sanat ve medeniyet değerlerini insanlarla, özellikle de kadın ve gençlerle buluşmasına rehberlik etmek amacıyla 1996 yılından bugüne kadar Türkiye’nin pek çok yerinde nitelikli faaliyetler yaptığını söyledi.
Erbaş, insanın, yaşadığı toplumla uyumunu sağlamada; barış, hoşgörü ve adaletin hüküm sürdüğü bir hayatın inşasında en önemli unsurun eğitim olduğunu kaydetti.
Bir arada yaşama hukuku ve ahlakının güçlendirilmesi, sevgi, saygı ve muhabbetin pekiştirilmesi, inanç ve medeniyet değerlerinin özümsenmesinin ancak eğitimle mümkün olacağını ifade eden Erbaş, “Aynı şekilde, bireysel ve küresel anlamda, fitne, tefrika, anarşi ve terörün önlenmesi açısından da en önemli imkân yine eğitimdir. Allah Rasulü Efendimiz kötülüklerin anasını cehaletle ifade ediyor. Cehaletin ortadan kaldırılması eğitimle, ilim, irfan, bilgi ve hikmetle mümkündür. Kadın Aile ve Gençlik Merkezimizin yapmış olduğu faaliyetler bunun bir parçasıdır” dedi.
“Karşımızdaki en zorlu düşmanımız cehalettir”
Erbaş, bugün İslam coğrafyasının en önemli ve öncelikli meselesinin eğitim olduğunu ifade ederek, “Karşımızdaki en zorlu düşmanımız cehalettir. Cehaletin üstesinden gelmenin yegâne yolu da hayatımızın her alanını bilgiyle donatmaktan geçmektedir. Zira bilgiyle yüceldikçe; hikmetle beslendikçe, cehalet ortadan kalkacak, yüreklerimiz muhabbetle birleşecektir” diye konuştu.
Erbaş, eğitim konusuna, okul ve öğretmenle birlikte hayatın tamamında ve herkesin katıldığı bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşılmasının oldukça önemli olduğunu belirtti.
Kadın ve gençliğe yönelik eğitimin hayati bir öneme sahip olduğuna dikkat çeken Erbaş, şöyle konuştu:
“Bilgi, değer, erdem ve güzel ahlak ekseninde toplumun yücelmesi ve daha iyi bir gelecek inşası kadınlarımız ve gençlerimiz eliyle gerçekleştirilecektir. Bu açıdan bakıldığında da insanlığa en güzel örnek olan Peygamber Efendimizin, kadın ve gençleri her daim öğrenime teşvik ettiği bilinen bir hakikattir. Bu konuda ayrımcılık yapılmamıştır. Allah Rasulü, Kur’an ile inşa ettiği İslam toplumunda, kadın ve gençlerin fıtratlarına uygun ve potansiyellerini geliştirebilecekleri bir ortam hazırlamış, fikirlerini ve sorunlarını rahatça ifade edebilecekleri imkân ve özgüveni kendilerine kazandırmış ve onları her yönüyle eğitim sürecine dâhil etmiştir. İşte, bugünün konusu olan KAGEM, bu asil gayeyi kuşanarak insanımıza ve özellikle geçlerimize rehberlik etmenin gayreti içerisindedir.”
“Aile, varlığında sayısız hikmetler barındıran güzide bir müessesedir”
Eğitim, sorumluluk ve gelecek söz konusu olunca gündeme gelen en önemli alanlardan birinin de aile olduğunu ifade eden Başkan Erbaş, “Aile, tabii ve fıtri bir ihtiyaç olarak varlığında sayısız hikmetler barındıran güzide bir müessesedir. Aile, dünyaya gelen her insanın ilk eğitimini aldığı en temel eğitim yuvası, sevgi, huzur, rahmet ve sekinetin kaynağıdır, membaıdır. Aile, sorumluluk, erdem ve geleneklerin kazanılmasıyla toplumsal huzurun; inanç, milli kimlik ve bilincin edinilmesiyle geleceğin teminatıdır. Dolayısıyla ideal aile yapısı olmadan ideal bir toplumdan ve aydınlık bir gelecekten söz etmek mümkün değildir” diye konuştu.
Erbaş, KAGEM’in ilmi faaliyetlerden atölye çalışmalarına, yaz okulundan sosyal hizmet çalışmalarına, kadar pek çok alanda güzel çalışmalarla topluma büyük hizmetler sunmaya devam edeceğine inancının tam olduğunu dile getirerek, “Bu gaye ile hizmet eden bütün kardeşlerime can-ı gönülden teşekkür ediyor, başarılar diliyorum” dedi.
“İnsanoğlu için çevre “hayat” demektir”
KAGEM’in bugüne kadar yürütmüş olduğu çalışmalardan gurur duyduğunu ifade ederek konferansına başlayan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Huriye Martı, “Denge- Değer-Emanet Bağlamında Çevre Ahlakı”nı şu sözlerle ifade etti: “İnsanoğlu için çevre “hayat” demektir. Hayatın rengi, ahengi, dirliği, bütünlüğü ile birlikte varlığın devamı, Allah’a ulaşmanın imkânı demektir. İnsanın bir çevre içinde, bir çevreyle birlikte, bir çevreye muhtaç yaratılması “tesadüf değildir. ” 
“Çevremiz aynamızdır”
Yüce Yaratıcımız buyurur ki, “Biz yeri, göğü ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık. (Enbiyâ 21/16)”. Hz. Peygamber (sav), bu çift yönlü ve daimi ilişkinin insana bakan yüzünü şöyle anlatır: “Dört şey insanı mutlu eder: İyi huylu bir eş, geniş ev, iyi komşu ve sağlam binek. Dört şey de insanı mutsuz eder: Kötü komşu, kötü huylu bir eş, dar ev ve kötü binek. (İbn Hanbel, Müsned, I/168)” Çevreye bakan yüzünü ise şöyle anlatır: “Kötü huylu bir kul öldüğünde, diğer kullar, şehirler, ağaçlar ve hayvanlar rahata erer! (Buhârî, Rikâk, 42)”
O halde, çevremiz aynamızdır. İnsan, çevresine bakarak kendisini değerlendirmeli, kendisine bakarak da çevresini anlamlandırmalıdır. O zaman, Çevre denince zihinlerde olumlu bir çağrışım uyanması gerekmez mi? Oysa bugün çevre denince dile getirilen, tartışılan, iddia edilen ne varsa, acı, tükeniş, umutsuzluk, erdemsizlik, özen yoksunluğu üzerinedir. Çünkü İnsanoğlu bindiği dalı kesmiştir. Nefes almasını sağlayan ormanları yakmış, karnını doyuran toprakları çölleştirmiş, suya kandıran nehirleri kurutmuştur. Çevresiyle dostça ve insaflı bir ilişki kurmayı başaramamıştır. 
Kur’an’a göre, İnsan-çevre ilişkisinin ilâhî bir boyutu vardır: “Doğu da, batı da (tüm yeryüzü) Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü işte oradadır. (Bakara 2/115)” İnsanın çevre ile ilişkisi de nihayetinde Yaratıcıyla bağını ilgilendirmektedir. Allah, kendi zâtından uzak ve bağımsız bir kâinat var etmemiştir. O, her an aktif biçimde tabiatın kontrolünü elinde tutmakta ve dinamik bir süreci idare etmektedir: “Göklerde ve yerde bulunanlar, (her şeyi) O’ndan isterler. O, her gün iş başındadır.” (Rahmân 55/29)
O halde, Allah’ın çevre ile doğrudan ilgili olmasının doğal bir sonucu olarak, çevre hakkında birtakım sınırlar belirlediğini ve insandan bu sınırlara riayet etmesini istediğini görürüz. Bir kısmı hukukî bir kısmı ise ahlâkî nitelik taşıyan bu sınırlar, emir ve yasaklar, insanın hem bu dünyadaki hem de ahiret hayatındaki çevresini etkileyecek kadar önemlidir ve öğrenilmeyi beklemektedir.
Demek ki, Çevre-insan ilişkisinin eğitime bakan bir yüzü vardır. İnsan, çevresi hakkında bilgi edinmekle yükümlü olduğu kadar, çevrenin onu nasıl eğittiğine de dikkat kesilmelidir. Çünkü çevrenin bizzat kendisi, Allah tarafından kulların eğitiminde materyal olarak kullanılmaktadır!” 
Allah İnsana Çevreyle Ne Öğretir?
Birincisi: İnsanı Tabiattan tevhide uzanan bir bakışa sahip olması gerektiğini: “Göklerde ve yeryüzünde bulunanların, sıra sıra kuşların Allah’ı tesbih ettiğini görmez misin? Her biri duasını ve tesbihini kesin olarak bilmektedir. Allah, onların yapmakta olduğu şeyleri hakkıyla bilendir.” (Nûr 24/41)

İkincisi: Ne çok nimet içinde olduğunu ve bu nimetlerin bir imtihana işaret ettiğini: “İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim diye şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir ziynet yaptık.” (Kehf 18/7)
Üçüncüsü: Akıllı, güç sahibi ve şerefli varlık olmasının ona çevresi hakkında son sözü söyleme hakkı vermediğini, sınırlarını bilmesi gerektiğini: “Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çevresini aşıp geçmeye gücünüz yetiyorsa geçin! Ama (Allah’ın verdiği) bir güç olmadan geçemezsiniz.” (Rahmân 55/33)
Dördüncüsü: Çevresiyle özdeşim kurması, tabiata dair benzetmeleri okurken kendisini düşünmesi gerektiğini: “Allah’ın rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki güzel bir bahçenin durumu gibidir. Bol yağmur alınca iki kat ürün verir. Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter. Allah,yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” (Bakara 2/265)
Çevre, kutsal kodlara sahiptir ve kusursuzdur
Çevre boş, vasıfsız, gelişigüzel bir hammadde yığın değildir. Aksine her zerresi anlam taşıyan, dengeli, muhteşem bir bütündür ve Yaratıcısını anlatır. Çevre, insana faydası olduğu için değil, ilahi kudretin eseri olduğu için değerlidir. Çevreye değer biçen Allah’tır. Dolayısıyla çevre insan ilişkisi, özne-nesne ilişkisinden ziyade “öz değere sahip iki bütünün ilişkisi” olarak algılanmalıdır. “Yeryüzünün halifesi” olan insanoğlu, çevre konusunda sorumluluktan kaçmamalıdır. “Halifelik” yani yeryüzünü Allah’ın muradına uygun biçimde imar etme vazifesi, lüksün değil yükümlülüğün adıdır; yeryüzünün efendisi değil dostu olmaktır. Halifeliği sorumluluk yerine menfaat merkezli düşünmek, gücüne ve aklına tapan modern dönem insanının hastalığıdır. 
İnsan, çevresinin “sahibi” değil, “emanetçisidir.” 
Malı, eşi, çocukları, makamı, bedeni, canı, yeryüzünün güvenliği, ıslahı, adaleti, barışı, tabiatın sağlığı Allah tarafından insana emanet edilmiştir.Kendine ait olmayan, bir diğer deyişle üzerlerinde istediği gibi tasarruf yetkisine sahip olmadığı bütün bu emanetler hakkında emanetin sahibi olan Allah’a bir gün hesap verecektir.
Unutulmamalıdır ki insan, çevresine ahlâklı davrandıkça kendisini koruyup yüceltecek, çevresine zulmettikçe kendisine yazık edecektir… Kirlenen bir çevre, kirlenmiş bilinçlerin eseridir. Bilinç arınması ise ancak çevre ahlâkı hakkında güçlü ve yerinde bir değer eğitimiyle mümkün olacaktır” sözleriyle konuşmasına son verdi.
“Öncü olabilmek sorumluluk gerektirir”
KAGEM’in yeni dönem açılış konferansında konuşan KAGEM Müdür V. Nurcan Yavuzyiğit ise, “KAGEM, geçmişle günümüz arasında köprüler kurarak din, ilim, kültür, edebiyat, sanat ve felsefe alanlarında sahih bilgi ve düşünce ekseninde kadına, aileye ve gençliğe yönelik çalışmalar ile toplumun inanç ve ahlak dünyasına katkıda bulunarak aile yapısı başta olmak üzere gençliğin bilgi ve değer dünyasının güçlendirilmesi için çalışan, öncü bir kurum olmak gayesiyle, Türkiye Diyanet Vakfı bünyesinde çalışan öncü bir kuruluştur.
Öncü olabilmek sorumluluk gerektirir. Bu sorumluluğu yerine getirmek için bugün, burada anlamlı bir konuyu dinlemek ve düşünmek üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. İnsanın ilk çevresi ailesidir. Ailesinden sevgiyi, hoşgörüyü, yardımlaşmayı, saygıyı, kulluk bilincini öğrenir. Daha sonra okul insanın çevresidir. Orada arkadaşlığı, paylaşmayı, yardımlaşmayı, başkasının hakkına riayet etmeyi öğrenir. İnsanın, diğer insanlarla olan ilişkisinde sosyal çevre büyük bir öneme sahiptir. İnsanın karakterini oluşturan erdemlerin çoğu burada kazanılır. İnsan sosyal çevresinde, kâinatla nasıl bir ilişki içinde olacağını da öğrenir. Canlı ve cansız tüm varlıklara nasıl davranacağı hem sosyal çevresinde hem tabii çevrede insana öğretilir. Bu açıdan bakılınca, İslam dini insanın tabiat ile ilişkisi konusunda yol gösterir. Yüce Rabbimizin her şeyi, bir ölçüye göre yaratması boşuna değildir. Her varlığın bir saat gibi işleyen bir düzeni vardır.
KAGEM’in de yıllardır süregelen bir işleyişi var. Her yıl olduğu gibi bu yıl da lisans ve lisans-üstü seviyede kademeli seminer programlarımız her biri kendi alanında çok kıymetli hocalarımızla Ekim ayından itibaren başladı. Bu kapsamda temel İslam ilimleri programı, okuma tartışma grupları, Kuran-ı Kerim, dil ve sanat seminerleri, ilim ve hayat seminerleri, KALEM söyleşileri, konferanslar bu yıl da hız kesmeden devam edecek. 
Sosyal çalışmalarımızı insana dokunmanın çok ciddi ve hassasiyet gerektiren bir iş olduğunu bilerek hareket etmeye çalışıyoruz. Sosyal Destek Ve Eğitim merkezimin yürüttüğü çalışmalar ile dağınık ve geçici bilgiler yerine kalıcı ve sonuçlarını izleyebildiğimiz veriler ile mülteci kardeşlerimize yönelik çalışmalar yapıyoruz” diye ekledi.
Programa, Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Uslan, TDV Genel Müdürü M. Savaş Polat, Aile ve Dini Rehberlik Daire Başkanı Sedide Akbulut, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı yöneticileri ve mensupları, KAGEM’de ders veren akademisyenler, uzmanlar, öğrenciler, KAGEM gönüllüleri ve Ankaralılar katıldı.

Paylaş:

Etiketler:

Yorumlar