TDV KAGEM 2017 FAALİYET YILI AÇILIŞI DOÇ.DR. İBRAHİM KALIN’IN KONFERANSI İLE BAŞLADI

TDV KAGEM 2017 FAALİYET YILI AÇILIŞI DOÇ.DR. İBRAHİM KALIN’IN KONFERANSI İLE BAŞLADI

Düşünce, Kültür, Edebiyat, Din ve Sanat alanında yürüttüğü pek çok proje ve faaleyet ile her yaştan ve her kesimden insanın ilgi odağı olan Türkiye Diyanet Vakfı Kadın Aile ve Gençlik Merkezi (KAGEM), 2017 Faaliyet yılı Açılış Konferansı,  Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Doç. Dr. İbrahim Kalın’ın “İslam-Batı İlişkilerinde Dün, Bugün ve Yarın” konulu konferansı ile gerçekleştirildi.

Türkiye Diyanet Vakfı Kocatepe Konferans Salonu’nda düzenlenen programa Diyanet İşleri Başkanı ve TDV Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez ve eşi Dr. Hatice Görmez, Çorum Milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt, Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Uslan, Gazi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Suna Timur Ağıldere, Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Dr. Ekrem Keleş, Diyanet İşleri Başkan yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Emin Özafşar, Türkiye Diyanet Vakfı Mütevelli Heyeti İkinci Başkanı Mazhar Bilgin. Kızılay Genel Müdürü Mehmet Güllüoğlu, Ankara Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürü Bestami Erkoç,  Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı yöneticileri ve mensupları, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, KAGEM’de ders veren akademisyenler, uzmanlar, öğrenciler,  KAGEM gönüllüleri ve Ankaralılar katıldı.

Kur'an-ı Kerim tilaveti ve Arif Nihat Asya'nın Dua şiirinin okunması ile başlayan program KAGEM Müdürü Hicret Toprak’ın açış konuşması ile devam etti.

“KAGEM’de İlim, Kültür ve Sanat İç İçe”

Toprak; “KAGEM ilim, kültür ve sanat alanında yaptığı çalışmalarla mütevazı ve bir o kadar da samimi kalmaya çalışan bir çabayı temsil ediyor. Özellikle 2011 yılından bu yana KAGEM’de ilim, kültür ve sanat dallarının iç içe geçtiği bir çalışma alanı oluşturmak için gayret ediyoruz.” sözleriyle başladığı konuşmasında 2017 yılında KAGEM’de yürütülecek faaliyetler hakkında bilgi verdi.

‘‘Sonuçlarını izleyebildiğimiz projelere ağırlık veriyoruz.”

“Her yıl olduğu gibi bu yıl da lisans ve lisans-üstü seviyede kademeli seminer programlarımız her biri kendi alanında çok kıymetli hocalarımızla Ekim ayından itibaren başladı. Bu kapsamda temel İslam ilimleri programı, okuma tartışma grupları, dil ve sanat seminerleri, kitap okuma ve neşir toplulukları, KALEM söyleşileri bu yıl da hız kesmeden devam edecek.

Sosyal çalışmalarımızda ise insanın hayatına dokunmanın, ona temas etmenin ne denli ciddi ve incelik gerektiren bir iş olduğunu bilerek hareket etmeye çalışıyoruz. Bu sebeple dağınık ve geçici ilgiler yerine kalıcı ve sonuçlarını izleyebildiğimiz projelere ağırlık veriyoruz.” diye konuştu. Toprak özellikle yetim ve kimsesiz çocukların himaye edilmesine yönelik çalışmalar yürüteceklerini söyledi.

“Bilgi ve ilgi eksikliğinden kaybettiğimiz her can bizim için çok büyük bir vebaldir.”

Mültecilere yönelik olarak bir Sosyal Destek ve Eğitim Merkezi açtıklarını ifade eden Toprak, “Ülkemizde yaşayan ve statüsü ne olursa olsun sahipsiz kaldığı için bakımsızlıktan, bilgi ve ilgi eksikliğinden sağlığını hatta canını kaybeden her insan bizim üzerimizde çok ağır bir vebaldir. Bu sebeple vatandaşlık statüsü olsun ya da olmasın bu topraklarda yaşayan her insanın temel insani ihtiyaçlarını temin etmek için var gücümüzle çalışmak durumundayız.” diye konuştu.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez ise, KAGEM'in bir ilim, fikir ve düşünce merkezine dönüştüğünü ifade ederek sözlerine başladı.

“İslamofobinin en büyük tehlikesi; İslam’ın rahmet ufkunu daraltmaya sebep olmasıdır.”

 

En büyük endişenin, yaşanan acıların İslam ufkunda hasarlar meydana getirmesi olduğunu anlatan Başkan Görmez, sözlerine şöyle devam etti:

 

Halimize baktığımız zaman, büyük acılar yaşadığımız dönemler olmuştur. İlk asırlarda yaşadığımız acılar, Moğol istilasıyla Haçlı seferlerinin birlikte İslam coğrafyası üzerine yürüdüklerinde yaşadığımız büyük acılardır. Ve başka her coğrafyada yaşadığımız büyük acılar olmuştur. Bu büyük acıların en büyük tehlikesi İslam’ın medeniyet ufkunu daraltma yönünde zarar vermesidir. İslam’ın medeniyet ufkunda hasarlar meydana getirmiş olmasıdır. Acaba bir Kerbela olmasaydı, Kerbela acısını yaşamasaydı coğrafyamızda 13 asır devam eden bir ihtilaf olacak mıydı? Yahut Endülüs’te yaşadığımız acılar, Maveraünnehir’de yaşadığımız acılar olmasaydı, İslam ümmeti nasıl bir ümmet olurdu?

 

“İslam’a yönelik oluşan nefret, Müslüman kalplerde nefrete dönüşmemelidir.”

 

Bugün de coğrafyamızda çok büyük acılar yaşıyoruz, bütün Müslümanlar büyük acılar yaşıyor. Bu acıların ve zorlukların tamamının üstesinden bir gün geleceğiz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Ama en büyük endişemiz; yaşadığımız bu acıların İslam ufkunda hasarlar meydana getirmesidir. İslamofobi kötü bir şeydir, ama İslamofobinin en büyük tehlikesi; İslam’ın rahmet ufkunu daraltmaya sebep olmasıdır. İslamofobi, bizim rahmet ufkumuzu daraltmamalıdır. İslam’a yönelik oluşan nefret, Müslüman kalplerde nefrete dönüşmemelidir. Başka dünyalardan bize yönelmiş düşmanlık, bizde de bir düşmanlığa dönüşmemeli, çünkü bu bize yakışmaz. Allah Resulü bize bunu öğretti.

 

“İslam’ın medeniyet ufkunun zarar görmesi, Bağdat’ın, Şam’ın yıkılmasından daha büyük bir tehlikedir.”

 

Büyük acılar yaşanıyor, bu büyük acıların İslam düşüncemizi daraltmaya başladığını, ufkumuzu daraltmaya başladığını hep beraber müşahede ediyoruz. Bu ufkun daralması, Bağdat’ın, Şam’ın yıkılmasından daha tehlikelidir. İslam’ın rahmet ufkunun yara alması, İslam’ın adalet mefkûresinin yara alması, İslam’ın medeniyet ufkunun zarar görmesi, şehirlerimizin yıkılmasından daha büyük bir tehlikedir.

 

“Doğu-Batı ikilemini ortadan kaldıracak bir İslam ufkuna muhtacız.”

 

Doğu-Batı ilişkisi için de aynı şeyi söylemek isterim. Biz Doğu-Batı ikilemini ortadan kaldıracak bir İslam ufkuna muhtacız. Bütün insanlık Doğu-Batı ayrımını ortadan kaldıracak bir İslam ufkuna muhtaçtır, bir İslam rahmetine muhtaçtır. Biz batının da doğunun da Allah’a ait olduğunu bilenlerdeniz. Allah, iki doğunun da Rabbidir, iki batının da Rabbidir, Allah kuzeyin de Rabbidir, güneyin de Rabbidir.

 

“Müslümanlar, ‘ötekine’ nefret üzerinden kimlik inşa etme hatasına düşerse Batı ile aynı hatayı işlemiş olur.”

 

Müslümanlar, Batı gibi öteki üzerinden, ötekiye düşmanlık ve ötekine nefret üzerinden kimlik inşa etme hatasına düşerse Batıyla aynı hatayı işlemiş olur. Yaşadığımız acılar bizim için bu tehlikeyi gösteriyor. Bilhassa genç kardeşlerimize seslenmek isterim; bu tehlikenin farkında olmalıyız. Bizi kuşatan acılar, içinden geçtiğimiz büyük zorluklar bizim Rabbimizin bize kazandırdığı, alemlerin Rabbinin bize kazandırdığı, Kur’an-ı Kerim’in bize kazandırdığı, bütün alemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz Resulü Ekrem Aleyhisselamın bize kazandırdığı, sadece bu alemi değil bütün alemleri kuşatan o rahmet ufkumuza zarar vermemeli. Biz Batının işlediği kötülüklerden hareketle doğuyu inşa etmek gibi bir hataya düşmemeliyiz.

 

KAGEM 2017 faaliyet yılı açılış konferansı Doç. Dr. İbrahim Kalın tarafından gerçekleştirildi.

Kalın, “İslam-Batı İlişkilerinde Dün, Bugün ve Yarın” başlıklı konferansında   İslam-Batı ilişkilerinin bin yılı aşkın bir geçmişi olduğunu; meselenin kökünün, İslam'ın tarih sahnesine çıktığı yedinci yüzyıla kadar gittiğini ifade ederek başladı.

Önyargı, ön kabul, öğretilmiş ya da öğrenilmiş cehalet olarak çıkan konuların bir çoğunun aslında 1300 yıllık bir tarihe dayandığını hatırlatan Kalın, sözlerine şöyle devam etti.

“Batı'nın öğretilmiş cehaletten vazgeçmesi gerekiyor.”

Baktığınız zaman Hollywood yapımı filmlerin çoğunda Müslümanlar ya şiddet yanlısı ya da şehvet düşkünü insanlar olarak tasvir edilmeye halen devam ediliyorlar. Bütün bu küreselleşme çağının getirdiği iletişim imkanlarına rağmen bu cehaletin derinleşerek devam etmesi esef verici bir durumdur. Batı'nın öncelikle bu öğrenilmiş cehalet tavrından vazgeçmesi gerekiyor. Eğer biz bugün ve yarın daha barışçıl daha insani daha adil bir dünya inşa edeceksek, bunu yeryüzündeki bütün insanlarla birlikte yapacağız ama bunu yapabilmemiz için öncelikle bizim bir arada yaşama ahlakının temellerini doğru bir şekilde inşa etmemiz gerekiyor.

İslam-Batı ilişkileri savaşlardan ibaret değil

İslam-Batı ilişkileri tarihinin, uzun bir döneme yayılan karmaşık, çok yönlü ve çok boyutlu bir yanı olduğunu vurgulayan Kalın;

İslam-Batı ilişkileri tarihinin sadece savaşlardan ibaret olmadığını bizim de kavrayıp kabul etmemiz gerekiyor. Elbette tarih boyunca birçok savaşlar, çatışmalar olmuştur ama bu tarihi sadece savaşlara indirgemek, sadece askeri bir tarihe indirgemek büyük bir hata olur. Bu tarih içinde kültür var, sanat var, seyahat var, hepsinden önemlisi insan var, coğrafya var. Bu nüansları kavramamız aynı zamanda bizim İslam-Batı ilişkileri tarihine daha interdisipliner bir açıdan bakmamızı da zorunlu kılıyor. ifadelerini kullandı.

Kendilerini düzeltmek yerine aynayı tutana saldırıyorlar

Kalın, sözlerini şöyle sürdürdü: Bugün eğer Batı gerçek manada çoğulcu, rasyonel, erdemli bir toplum iddiasında bulunuyorsa bunu ancak kendi içinde yaşayan Müslüman toplumları, eşit bireyler, aynı haklara sahip insanlar olarak kabul ettiği zaman gerçekleştirmiş olur. Bunun dışındaki bütün söylemler sadece havada kalır. O yüzden yükselişe geçen İslamofobi, İslam karşıtlığı, İslam düşmanlığı, ırkçılık, göçmen karşıtlığı aslında Batı'nın kendi içindeki bir büyük imtihanı ifade ediyor. İslam toplumlarıyla ilişkisi kadar kendi içindeki tutarsızlıkları ortaya koyuyor ve burada bir ayna tutuyor.

Bu çok tehlikeli bir trendtir

Batı'yı eleştirdiğimiz kadar kendimize de bir ayna tutup özeleştirimizi de yapmamız lazım. Batı'yı tanımıyoruz, kendimizi hiç tanımıyoruz. diyen Kalın, geleneği olmayan toplumların geleceğinin de olamayacağını belirtti.

Kalın, şunları kaydetti: Batı'nın öncelikle bu öğrenilmiş cehalet tavrından vazgeçmesi gerekiyor.Küreselleşmenin getirdiği yapay ve sunileşme döneminde bizim kendi geleneğimizin, inancımızın, kültürümüzün derinliğini kavrayarak dünyaya bu perspektiften tekrar bakabilmemiz gerekiyor. Gelecek konusunda ümitvar olabiliriz, karamsar olabiliriz ama önemli olan, burada birer aktör olduğumuzu hiçbir zaman unutmamaktır. Bizler rüzgarın önünde savrulan bir yaprak parçası değiliz. Allah bize akıl vermiş, irade vermiş. Zorluklar, sıkıntılar, problemler, meydan okumalar ne olursa olsun eğer biz bir aktör ve özne olma bilinciyle hareket edebilirsek bu sorunları çözecek kudrete de imkana da akliyete de sahip oluruz. Önce bunu hissetmemiz, bu özgüveni oluşturmamız gerekiyor. Ama bu özgüven için bunun ilmi altyapısını, ahlaki temellerini, tarihi derinliğini eş zamanlı olarak inşa etmemiz gerekiyor. Bu hepimizin 21. yüzyıldaki kolektif sorumluluğudur.

Kalın, Batı'nın İslam'a yönelik algısında üç tutumunun öne çıktığını, üç tehdit algısının bu tarihi şekillendirdiğini, bunların teolojik tehdit algısı, siyasi ve askeri tehdit algısı ile kültürel tehdit algısı olduğunu söyledi.

Türkiye Diyanet Vakfı Kocatepe Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen programda aynı zamanda Anadolu Ajansı Foto-Muhabirleri tarafından çekilen fotoğraflardan derlenen “15 Temmuz Milli İradenin Yükselişi” temalı fotoğraf sergisine de yer verildi.

Paylaş:

Etiketler: Cumhurbaşkanlığı , Yarın , Konferans , 2017 , Ocak , İbrahim Kalın , Bugün , Dün , Batı , İslam

Yorumlar