KALEM ile “YAZMAK SORUMLULUKTUR”

KALEM ile “YAZMAK SORUMLULUKTUR”

KALEM Söyleşilerimizin yeni döneminin ilk açılışında, kendisini öykücü kimliği ile yakından tanıdığımız yazar Hüseyin Su’yu “Yazmak Sorumluluktur” söyleşisi ile konuk ettik.

Moderatörlüğünü yazar Ali Işık’ın üstlendiği söyleşide Su, “Kalemin yükü varlığın sorumluluğunun farkında olmaktır. Bu yükü yüklenen de yazarın kendisidir” diyerek sözlerine başladı.

Yazmak neden sorumluluk ister? Edebiyatın toplumu değiştirecek gücü var mıdır? Kalemin yükü nedir? Yazının doğuşu ve amacı. Yazar, niçin yazdığını bilir mi? Yazmak ve okumak amel midir? Özelde öykünün, genelde yazının karşılığı nedir? Neden ve nasıl okumalı? Yazar entelektüel ilişkisi nedir? Edebiyat bir sivil toplum örgütü müdür gibi pek çok soruyu yazarımız tüm samimiyeti ile cevapladı.

Neleri nasıl okursunuz?

Dini bilgilerimi ve bunları besleyen kitapları mütemadiyen okur ve bunlardan kopmamaya çalışırım. İkincisi, bir yazar olarak yazdığım tür ile ilgili, hem Dünya hem de Türk Hikâyelerini okurum. Bunu hem ne yazdığımı hem de hangi alanda yazdığımı bilmek açısından okurum.

Buna bağlı olarak hikâyenin yanında incelemeler de yazıyoruz. Hikâye tarihi üzerine yazılar yazıyor ve bunlar üzerine okumalar yapıyoruz. Yani mesleki okumalar diyelim buna. Yazarken bize gerekli malzemeyi sağlayacak teknik kitaplar okuyoruz.

Yazar politik bir öznedir

Yine yazarlık perspektifine bağlı olarak şöyle bir cümlem var benim. Bunu sık sık kullanırım. ‘Yazar politik bir öznedir’. Daha doğrusu yazar, siyasal bir öznedir. Hiçbir yazar apolitik olamaz. Çünkü bu tip bir yazar ne yazdığını bilmiyor demektir. Yazar siyasal bir öznedir. Fakat bu, yazdığı şiirlerin ya da öykülerin siyasal olacağı anlamına gelmez. Bilinç olarak siyasaldır. Yazdığı şiirde, öyküde topluma siyasal bir bilinç olarak müdahale eder. Onun siyasal bilinci yazdıklarına içkindir onun dışında düşünemeyiz. Bu yüzden bir yazar hem yakın tarihi hem de geçmiş tarihi, Dünya Tarihi açısından iyi takip ederek okumalıdır. Bu sebeple okumalarıma din, siyaset ve edebiyat üzerinden devam etmeye çalışırım.

Edebiyatın toplumu değiştirecek gücü var mıdır?

Evet, edebiyatın toplumu değiştirecek bir gücü vardır. Fakat bu siyasal bir güç ile aynı bağlamda değerlendirebilecek bir güç değildir. Bunun yine edebiyatın, yazının ve sözün gücünün ontolojik bağlamı ile ilgili olduğunu düşünüyorum. İnsanın özüne en yakın yerde duran iki şey vardır. Birincisi söz, ikincisi ise yazıdır. Bunlar, insanın özünü kavramamıza en yakın yerde duran iki büyük kavramdır. Mesela, siyaset ile insanın özünü kavrayamayız. Yine ilim ile insanın özünü bulup yakından kavrayamayız. Ancak sanat ile kavrayabiliriz. Çünkü kalemin ucu insanın yüreğine değerse ancak yazı vuku bulur.

Ankaralıların yoğun ilgi gösterdiği söyleşi sonunda yazarımız okuyuculardan gelen sorulara cevap vererek kitaplarını imzalamayı da unutmadı.

Paylaş:

Etiketler:

Yorumlar