DOÇ. DR. ALEV ERKİLET İLE ‘YERLEŞİKLER VE YENİ GELENLER’ ÜZERİNE

DOÇ. DR. ALEV ERKİLET İLE ‘YERLEŞİKLER VE YENİ GELENLER’ ÜZERİNE

Doç. Dr. Lütfi Sunar’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen ‘‘Türkiye Meseleleri’’ söyleşilerinin dördüncüsünde Sosyolog Doç. Dr. Alev Erkilet’i konuk ettik.

KAGEM’de, “Kentin Çeperleri Nerede Biter: Yerleşikler ve Yeni Gelenler” konu başlığı ile bir araya geldiğimiz söyleşi dizimizde, Türkiye’deki tarihi göç olgusuna değinerek sözlerine başlayan Erkilet; “Ülkedeki ilk kırılmanın 1950’lerde yaşandığını söyleyebiliriz. Sanayileşme ve fabrikalaşma, temel kavramımız olan göç olgusunu da beraberinde getiriyor. Bu dönemde gönüllü göç yaşanıyor. Daha çok İstanbul desek de, İzmir ve Ankara gibi büyük şehirler de aynı kaderi yaşıyor. Birinci dalga göçmenler daha çok Karadenizli iken daha sonraki dönemde Doğu ve İç Anadolu göçmenleri geliyor. Bu insanları “umutlu göçmenler” olarak niteleyebiliriz. Bunların şehirle bir derdi yok, taşı toprağı altın İstanbul’a gelmek için kendi rızaları ile köylerini bırakıp, sanayi üretimi ile gelmiş gruplar. İşte tam da bu noktada İstanbul, İzmir ve Ankara artık gecekondu olgusu ile karşılaşıyor. Gecekondulaşma ile birlikte ucuz barınma da beraberinde geliyor. Dolayısıyla düşük ücretler karşılığında çalışmak problem olmuyor. Böylelikle, İstanbul’da çok ciddi bir işçi sınıfı oluşuyor. İşte işçi sınıfı dediğimiz sınıf da bu dönemde oluşuyor.” 

Göçmenler ve Nöbetleşe Yoksulluk
 

1950-1980 arası istekli göçmenlerin olduğu yıllar olurken, 1990 sonrası kuşak tamamen zorunlu göçmenleri temsil ediyor. Bu kişiler, zorla yerinden edilen, köyü yakılan, hayvanları elinden alınan, varını yoğunu satmak zorunda kalarak büyük şehirlere gelen öfkeli göçmen kitlesi olarak adlandırılıyor. Öfkeli göçmenler, umutlu göçmenler gibi ikinci kuşakta tamamen kentli olalım amacı taşımıyorlar. Onlar daha umutsuz olarak kent merkezlerine yerleşiyorlar. İstanbul’da Suriçi denilen bölgenin göçmen nüfusu, yoğunluklu olarak Doğu ve Güneydoğu’dan gelen Kürt göçmenlerden oluşuyor. Gönüllü göçmenler ikinci, üçüncü kuşak olarak İstanbullu oldular. “Nöbetleşe yoksulluk” eliyle Karadeniz göçmeni orta sınıf olduğu için, yoksulluk nöbeti Kürtlere devrediliyor  “ diye konuştu. 

Türkiye’de göçün her daim bir dönüşüm mecrası olduğunu vurgulayan Erkilet, “Bu durum son yıllarda daha da hızlandı. Eskiden kır ve kent karşılaştırması varken bugün içinde yaşayan kır kavramı bile kalmadı maalesef.” 

Orta vadede toplumsal mühendislik konusunda ciddi çalışmalara ve öngörülere ihtiyacımız olduğunun altını çizen Erkilet, “ Bu tip çalışmalarımızın üçayağı olmalı. Birincisi teorik ayağı. Yani, bu işin literatürünü iyi bilmemiz lazım. Bu bizim bilimsel faaliyet ayağımız olsun. İkinci olarak Türkiye kentleşmesi konusunda proje ve politikaları takip edelim. Üçüncüsü ise her platform da bir tavrımız ve bir tepkimiz olsun. Aksi takdirde yaptığımız entelektüel çalışmalar konuşmadan öteye gidemez. 

Suriyeli Göçmenler 

Göç olgusunda kentleşmedeki en büyük tehlikenin ötekileştirme ve sınıf ayrışmanın olduğunun vurgusunu yapan Erkilet, “Son yıllarda ülkemize göç etmek zorunda kalan Suriyeli göçmenlerimizin topluma olan uyumu konusunda da aynı tehlikeyi görüyorum. Suriyeliler de şuan sadece bir bölgede toplanarak toplumdan soyutlanıyorlar. Bunun bir an önce önüne geçilerek toplumun homojen bir yapıya kavuşturulması lazım. Aksi takdirde her zaman sınıflaşma tehlikesi artacaktır” dedi. 

Kentsel yenilenme, ayrışma, gettolaşma, kentsel yoksulluk, sınıf-altı olma, çöküntü söylemleri, soylulaştırma, kent hakkı, kentsel adalet gibi bazı temel kavramlarının da programda derinlemesine konuşulduğu söyleşi, katılımcıların sorularının ardından sona erdi. 

Paylaş:

Etiketler:

Yorumlar