PROF. DR. Bünyamin Erul ile Hadis Seminerleri Üzerine

PROF. DR. Bünyamin Erul ile Hadis Seminerleri Üzerine

Derleyen:Fatih Muhammed Çakmak

Temel İslam İlimleri Programı (TİP) Hadise Giriş seminerlerinden derlenmiştir.

Temel İslam İlimleri Programı kapsamında söz konusu bütünlük esas alınarak İslam’ın iki ana kaynağından biri olan hadis ve sünnetin mahiyeti kavramsal, tarihsel ve aktüel boyutu altı haftalık seminer dizisinde ele alındı. Hadis, sünneti teşkil eden en önemli unsurlardan birisidir. Bu kapsamda ilk olarak Hz. Peygamber’in söz ve davranışlarını ortaya koymada önemli bir yerde duran hadis, rivayet, sünnet ve bid’at kavramları işlendi. Tarihsel süreç içerisinde Müslüman toplumların İslam’ı anlama ve yaşamada ihtiyaç duydukları bir alan olarak hadis ilminin ortaya çıkışı, ilk dönem hadis çalışmaları ve kaynakları ile son dönem hadis çalışmaları, hadis ve sünnetin anlaşılmasında genel ilkeler üzerinde duruldu.

  1. Kavramsal Çerçeve: Hadis, Sünnet, Bid’at

Söz ve haber anlamına gelen “hadis” kelimesi, ayet ve hadislerde daha çok lügavî/kelime anlamı olarak, bazı rivayetlerde ise ıstılahî/terim olarak kullanılmış, sahabe ve sonrasında ağırlıklı olarak Allah Rasulü’ne nisbet edilen sözler için kullanılan bir terim haline gelmiştir. Artık “bu konuda şöyle bir hadis var” denildiğinde, o konuyla ilgili olarak Hz. Peygamber’e izafe edilen bir rivayetten söz edilmektedir. Bu nispet veya izafenin sahih olduğu ise ancak isnad ve metin-muhteva tenkidiyle ve neticede zannî olarak tespit edilebilecektir. Dolayısıyla hadis, Hz. Peygamber’e atfedilen, ona dair sözlü veya yazılı bilgiyi bize ulaştıran rivayetlerdir. İşte bu noktada hadis ile rivayet ortak anlamda bir kullanıma sahiptir. Ne var ki hadis, daha çok Hz. Peygamber’e ait bilgileri ifade ederken; rivayet, ayrıca sahabe ve sonrası nesillerden gelen bilgileri de kapsamaktadır. 

Sünnet ise daha çok Hz. Peygamber’in örnek davranışları ile ilgili bir kavramdır. Elbette hadis ve rivayetlerle nakledildiği için, bu davranışların da sahihliği araştırılmalıdır. Sünnet kavramının kökünde yer alan özgünlük, örneklik, önderlik, çığır açma, mutedillik, kasıtlılık, düzenlilik, normatiflik, olumluluk vb. hususlar, Hz. Peygamber’in ümmeti için bıraktığı tüm örnek davranışlar için de geçerlidir. [AT1] Sünnet kavramının terimleşme sürecine bakıldığında, özellikle genç sahabenin dilinde bu durum açıkça görülmektedir. Artık onların dilinde “Sünnet” denildiğinde, bununla Hz. Peygamber’in izlenecek örnek davranışları kast edilmektedir. Fakat sahabe sonrasında, halifelerin sünneti, Medinelilerin sünneti, ilk nesillerin sünneti vb. bazı kullanımlara da rastlanmaktadır ve bu dönemlerde sünnet kavramının anlamında belli bir genişleme söz konusudur. Bununla birlikte geçmişten günümüze yine de “sünnet” denildiğinde ilk akla gelen ve herkesçe anlaşılan anlam bu davranışın, nebevî bir davranış olduğudur.

Sünnet’in zıddı olarak kullanılmaya başlanan bid’at kavramı, benzer bir terimleşme süreci yaşamıştır. Kısaca Hz. Peygamber’in hayatında veya zamanında görülmediği halde sonradan ortaya çıkan din veya ibadetle ilgili bir uygulamanın kastedildiği bid’at, sünnetin korunması açısından oldukça önem arz etmektedir. Her ne kadar bunun gibi sonradan ortaya çıkan bazı uygulamalar, bazı sahabilerce olumlu ve güzel görülerek tasvip edilmişse de, sünnete muhalif görülen pek çok yeni uygulama “bid’at” olarak görülmüş ve tasvip edilmemiştir. Aslında sünnet, bid’at ve muhdes/ât kavramlarının hepsindeki ortak nokta, herhangi bir uygulamanın yeni olması, sonradan ortaya konulmasıdır. Sünnet ile diğerlerinin arasındaki ayırt edici fark ise sünnetin olumlu, bid’atın olumsuz anlama sahip olmasıdır. Bundan dolayıdır ki sünnetler yapılması istenen, bid’atlar ise sakınılması istenen davranışlardır.

Hicrî, ikinci asırdan itibaren sünnî çevrelerde sünnet ve bid’at kavramlarından ilkinin Ehl-i Hadis’i, daha sonra da ehl-i sünnet’i, ikincisinin ise diğer tüm mezhep ve fırkaları ifadede “ehl-i bid’at” şeklinde kullanılması ilginç bir şekilde kavramın siyasileştiğini göstermektedir.

Sonuç olarak, insanlar kelimeler ve kavramlarla konuşur ve anlaşırlar. Hadis ilminin en sık kullanılan bu üç terimin sağlıklı bir şekilde kavranması, hadis ve sünnetin doğru anlaşılmasını sağlayacak, bir takım yanlış anlayışları da bertaraf edecektir. Böylece Allah Resul’üne izafe edilen ve sahih rivayetlerle gelen hadislerin ortaya koyduğu sünnetlere uyulacak ve bid’atlere iltifat edilmeyecektir.

  1. İlk Dönem Hadis Çalışmaları

Hz. Peygamber ve ashabı devrinde bazı sahabilerin hadis yazdıkları ve birtakım sahifeler vücuda getirdikleri malumdur. Birinci hicrî asrın sonu ile ikinci hicrî asrın başı, hadis tedvininin başlangıcı olarak kabul edilmekle beraber, asıl hadis eserlerinin ortaya çıkışı, ikinci asrın ilk yarısından sonraki devreye rastlar. Üçüncü asırda ise bu faaliyet daha çok süratlenmiş ve vücuda getirilen eserlerle bu asır, hadis tarihinin en parlak devri olmuştur. Buharî, Müslim, Nesâî, Ebû Davud, Tirmizî ve İbn Mâce gibi imamlar Câmi’ ve Sunenlerini üçüncü asırda tasnif ederek Kütüb-i Sitte adıyla bilinen ve Kur’an-ı Kerim’den sonra İslam’ın en mühim kaynağı sayılan altı sahih kitaba vücud vermişlerdir.[AT2]

Buharî ile Müslim’in kitapları sahîhân/sahîhayn, diğer dört kitap sünen-i erbaa, altısı birden ise Kutub-i Sitte olarak anılmaktadır.

                I. İmam Buhârî (H. 194-256)

                Ebû Abdillah Muhammed b. İsmail b. İbrahim el-Cu’fî el-Buhârî 194/810 yılında Maverâunnehir şehirlerinden Buhârâ’da doğdu. Güçlü bir zekâ ve hafızaya sahipti ve on yaşından itibaren hadis dinlemeye, ezberlemeye başladı. 16 yaşında iken birçok muhaddis ve fakihin kitaplarını ezberledi. Daha sonra hadis toplamak üzere başta Suriye, Mısır, Cezire, Basra, Belh, Kufe ve Hicaz olmak üzere birçok şehir dolaşan Buhârî, buralarda bir süre kalarak en tanınmış simalardan dersler aldı. el-Câmiu’s-Sahîh, et-Tarihu’l-Kebîr, el-Edebu’l-Müfred, Halku Ef’âli’l-Ibâd, onun basılan önemli eserleri arasındadır. Buhârî, 256/870 yılında Semerkant yakınlarındaki Hartenk kasabasında vefat etmiştir.

                El-Câmiu’s-Sahîh: Kısaca Sahîh-i Buhârî olarak meşhur olan bu eseri 600.000 hadis arasından seçerek tasnif etti. 97 kitap, 3889 babdan oluşmaktadır. Buharî’nin 16 senede tasnif ettiği söylenen eserinde, mükerrerleriyle birlikte 7275 hadis olup, tekrarsız rivayetlerin sayısı 4000’dir.

                Buhârî’nin bu eseri, İslam kültür tarihinde fevkalade takdir toplamış, Hadis kitapları içerisinde en güvenilir kaynak olması itibariyle birçok defa basılan, üzerinde en fazla çalışılan kitap olma özelliğini de taşımaktadır.

                II. İmam Müslim (H. 206-261)

                Ebu’l-Huseyn Müslim b. el-Haccac el-Kuşeyrî en-Nîsâbûrî 206/821 yılında Nisabur’da doğdu. 14 yaşından itibaren Horasan, Rey, Hicaz, Irak, Şam ve Mısır’da bulunan devrin büyük hadisçilerinden hadis dinleyen İmam Müslim tahsilini bitirdikten sonra Nisabur’a yerleşti. Ticaret yaparak geçimini temin etti ve daima hadisle meşgul oldu. Ömrünün sonlarına doğru Buharî ile tanıştı ve ilmini takdir ederek ona iltizam etti. 261/875 yılında bir hadisi araştırmakla meşgul iken Nîsâbûr’da vefat etti.

                El-Câmiu’s-Sahîh: Müslim’in, hocalarından sema yoluyla rivayet ettiği 300.000 hadisten seçerek hazırladığı eserini, 250 yılında tamamladığı anlaşılmaktadır. Daha sonra bu çalışmasını Ebû Zur’a er-Râzî’nin incelemesine sunmuş, onun kusur bulduğu rivayetleri kitabından çıkarmıştır.

                Sahîh’te 54 kitap, 1329 bab bulunmaktadır. Kitap adlarını bizzat müellif tespit etmekle beraber, bab adlarını o yazmamıştır. Bugün elimizde bulunan matbu nüshalardaki başlıklar Nevevî’ye aittir. Eserdeki hadislerin tamamı 7581 ise de, tekrarsız 3033 hadis bulunduğu anlaşılmaktadır.

                Sahih-i Müslim’in en önemli özelliklerinin başında altı babdan oluşan Mukaddime gelir.

                Buharî ile Müslim’in Sahih’lerini mukayese konusu yapan bazı hadisçiler, sıhhat, ittisal, ravilerinin adaleti ve zabtı, şazz ve illetten salim olması cihetinden Buhârî’yi; üslup, vaz’ ve tertibindeki güzellik, lafızlardaki titizlik cihetleriyle de Müslim’i üstün görmektedirler.

                III. İmam Tirmizî (H. 209-279)

                Ebû İsa künyesiyle meşhur olan Muhammed b. İsa b. Serve et-Tirmizî 209/827 yılında bugünkü Özbekistan topraklarında bulunan Tirmiz’de doğmuştur. Yirmi yaşını geçtikten sonra ilim tahsili için yola çıkmış ve Arabistan, Mezopotamya, İran ve Horasan gibi çeşitli ilim merkezlerine seyahatler yapmış, Buharî, Müslim ve Ebû Davud gibi imamlar da dahil, devrin ileri gelen ilim adamlarıyla görüşmüş, onlardan hadis almıştır. Ömrünün sonuna doğru gözlerini kaybeden Tirmizî, 279/892 tarihinde Tirmiz’de vefat etmiştir.

                Es-Sünen: Tirmizî’nin fıkıh bablarına göre tasnif ettiği Sünen kitabı, Cami’ türü eserlerde bulunan değişik konulardaki babları da ihtiva ettiği için el-Câmiu’s-Sahîh adıyla da şöhret kazanmıştır. Eser, 51 kitab, 2496 bab ve 3956 hadisten oluşmaktadır. Ancak V. yüzyıldan sonra rağbet kazanarak Kütüb-i Sitte arasındaki yerini alabilen eserin, Kütüb-i Sitte’nin üçüncü veya dördüncü kitabı olduğunda ihtilaf edilmiştir.       

                Tirmizî, diğer müelliflerin Kitâb ismini verdikleri bölümlere “ebvâb” başlığını koymuştur. Bab başlığı altında bir veya birkaç hadisi verdikten sonra, sırasıyla şu işlemleri yapar:

                a. Hadisin sıhhat durumunu (hasen, sahih, zayıf, garib olduğunu) mutlaka açıklar.

                b. Râvîlerin durumunu, varsa, seneddeki illeti beyan eder.

                c. Hadisin -varsa- diğer tariklerini verir.

                d. Konuyla ilgili, diğer sahabilerden yapılmış rivayetler varsa, onlara da “ve fi’l-bâbi an fülânin ve fülanin...” diyerek, sahabî isimlerini, vermek suretiyle işaret eder.

                e. O konuda fukahanın görüşlerini, hadisle nasıl ihticâc ettiklerini, ulemâ arasında ittifak mı, ihtilaf mı bulunduğunu anlatır, icma varsa, mutlaka işaret eder. Bazen de uygulamanın hangi yönde olduğunu gösterir. Konuya ait müteârız hadisleri zikreder.

                IV. İmam Ebû Davûd (H. 202/3-275)

                Ebû Davud Süleyman b. el-Eş’âs b. İshak el-Ezdî es-Sicistânî, 202 veya 203/818-9 yılında İran ile Afganistan arasındaki sınır bölgesi olan Sicistan’da doğdu. Hadis tahsiline orada başlayan Ebû Davud, on sekiz yaşında ilim tahsili için seyahate çıkarak, Bağdat, Basra, Mekke, Kûfe, Halep, Harran, Humus, Horasan, Belh ve Mısır gibi birçok ilim merkezlerinde bulundu ve devrin meşhur ilim adamlarından hadis rivayet etti. Kendisinden de birçokları hadis rivayet etmiştir. Yirmi sene Tarsus’ta ikamet eden Ebû Davud, beş altı yıl kadar da Basra’da yaşadı ve 275/889’da orada vefat etti.

                Es-Sünen: Ahkam hadisleri toplamış olması sebebiyle muhtelif mezhep alimlerince hüsn-ü kabul gören Ebû Davud’un Sünen’i, Concordance’a göre 40 kitab, 1889 bab ve 5274 hadisten meydana gelmektedir.

                Genelde kısa olan bab başlıkları, daha çok konuları ifade ederken, bazen de Ebû Davud’un fıkhî kanaatini yansıtacak niteliktedir.  O, fakihlerin delil olarak kullandıkları ahkâm hadisleri bir araya toplama gibi bir maksatla yola çıktığı için kitabına sahih, hasen, leyyin ve amel edilebilir salih hadisleri almıştır.

                V. İmam Nesâî (H. 215-303)

                Asıl adı, Ebû Abdurrahman Ahmed b. Şuayb el-Horosânî en-Nesâî olup 215/830 yılında Horasan’ın Nesâ kasabasında doğmuştur. İlim tahsiline küçük yaşta başlamış, 15 yaşında gittiği Belh’te, bir yıldan fazla kaldıktan sonra bütün Horasan, Hicaz, Irak, Suriye ve Mısır’ı dolaşarak oralarda bulunan meşhur hadisçilerden hadis almıştır. Hayatının mühim bir kısmını Mısır’da geçiren ve eserlerini orada tasnif eden Nesâî, ölümünden bir süre önce Şam’a geldiğinde, Muâviye’nin fazileti hakkında hadis rivayet etmesi istenmiş, o da buna olumlu cevap vermeyince, o kimseler tarafından şiddetli bir şekilde dövülerek mescidden atılmış, bunun üzerine Mekke’ye giderken 303/915 yılında Filistin’in Remle şehrinde vefat etmiştir.

                Es-Sünen: Ahkam hadislerden meydana gelmiş sünen tipi bir eserdir. Nesâî, Remle emîrinin isteği üzerine es-Sünenü’l-Kübrâ isimli bir kitap tasnif etmiş ve bu hacimli eserde sünen konusuna giren rivayetleri bir araya toplamıştır. Ancak emîrin yalnızca sahîh hadisleri bir araya getirmesi isteği üzerine ise ondaki zayıf ve illetli hadisleri atarak, es-Sünen es-Suğrâ adını verdiği, el-Müctebâ diye de anılan ve Kütüb-i Sitte’nin beşincisi olan bu kitabını hazırlamıştır. O, ondaki bütün hadislerin sahih olduğu iddiasındadır. Sünen, 51 kitab ve 2400’e yakın bab içinde, toplam 5756 hadisten oluşmaktadır.

                VI. İmam İbn Mâce (H. 209-273)

                İbn Mâce künyesiyle şöhret kazanmış Ebû Abdullah Muhammed b. Yezîd el-Kazvinî, 209/824 yılında Kazvin’de (İran) doğmuştur. Hadis tahsili için Rey, Vâsıt, Basra, Kufe, Bağdat, Şam, Mısır ve Hicaz gibi o devrin en önemli ilim merkezlerine seyahat etmiştir. İbn Mâce, 273/886 yılında yine Kazvin’de vefat etmiştir.

                Es-Sünen: Makdisî’nin, Etrâf kitabına İbn Mâce’nin Süneni’ni de eklemesinden sonra İbn Mâce’nin kitabı Kütüb-i Sitte’nin altıncı kitabı olarak kabul ve rağbet görmüştür. Bununla beraber hadisçilerden bir kısmı, daha az zayıf ravileri ve daha az şaz ve münker hadisleri bulunan Dârimî’nin Sünen’ini, diğer bazıları ise İmam Mâlik’in Muvatta adlı eserini altıncı kitap olmaya daha layık görmüşlerdir.

                 İbn Mâce’nin Sünen’i, Mukaddime hariç, 37 kitap, 1515 bab ve 4341 hadisten oluşmaktadır. Bu hadislerden, 3002’si öteki beş müellifin hepsi veya birkaçı tarafından rivayet edilmiştir. Kalan 1339 hadis ise sadece İbn Mâce’de bulunan “zevâid” hadisler olup, bunların da, 428’inin ravileri güvenilir, isnadları sahih, 199’unun isnadı hasen, 613’ünün isnadı zayıftır. 99’unun isnadı ise çok zayıf, münker veya uydurmadır.

                 VII. İmam Mâlik b. Enes (H. 93-179)

İmam Malik H. 93 yılında Medine’de doğmuştur. Uzun müddet Medine’nin âlimlerinden ilim almıştır. Malik b. Enes, sadece hadiste değil, ravi tenkidinde, Kitap ve Sünnetten hüküm çıkarmada büyük şöhret kazanmıştır. Onun fıkhî yönü daha güçlü olduğu için, değerli eseri Muvatta tipik bir fıkhu’l-Hadis çalışmasıdır.

El-Muvatta: Malik, Hicaz ehlinin hadisini topladığı, sahabenin sözlerini, tabiûn ve daha sonrakilerin fetvalarını da mezcederek telif ettiği eserini şeyhlerine arzetmiş, onların muvafakatlarını aldıktan sonra ona el-Muvatta’ adını vermiştir.

Muvatta 61 kitaptan oluşmaktadır. Malik, önce Hz. Peygamber’den gelen hadisleri, sonra da sahabe ve tabiûndan varid olan âsârı vermiştir. 1720 rivayeti ihtiva eden Muvatta’daki rivayetlerden 600’ü musned/merfu, 222’si mursel, 613’ü mevkuf, 285’i maktudur.

Muvatta’ın 16 ayrı nüshası ve ravisi bilinmekte olup, bunlardan bazıları basılmıştır. Aralarında hadislerin sayısı, bazı hadislerin bazı nüshalarda yer almaması gibi farklılıklar mevcuttur.

VIII. İmam Dârimî (H. 181-255)

Semerkantlı olup Temîm kabilesinin Dârim koluna mensuptur. Hadis öğrenimi için Hicaz, Mısır, Şam, Irak, Kûfe ve Horasan gibi ilim merkezlerini dolaştı. Sade ve zâhidâne bir hayat yaşayan Dârimî, 8 Zilhicce 255 (17 Kasım 869) tarihinde Merv’de vefat etti.

Es-Sünen: Eser geniş bir Mukaddime ile 23 kitaptan, 1373 babdan ve 3506 hadisten meydana gelmektedir. Bu hadisler genellikle makbul sayılmakla birlikte aralarında zayıf, hatta az sayıda mevzû hadislerin bulunduğunu söyleyen âlimler vardır. Bizzat müellif rivayet ettiği bazı hadislerin zayıf olduğuna işaret etmiştir. Bazı âlimler tarafından İbn Mâce’nin es-Sünen’i yerine Kütüb-i Sitte’nin altıncı kitabı olmaya daha lâyık görmüştür.

IX. İmam Ahmed b. Hanbel (H. 164-241)

Ebû Abdillâh Ahmed b. Muhammed b. Hanbel eş-Şeybânî el-Mervezî (ö. 241/855) Hanbelî mezhebinin imamı, muhaddis ve fakih bir âlimdir. H. 164’te Bağdat’ta doğdu. Bağdatlı muhaddislerden faydalandıktan sonra hadis tahsilini tamamlamak üzere önce Kûfe’ye, ardından dört defa Basra’ya, ayrıca Mekke, Medine, Dımaşk, Halep ve Cezîre’ye seyahatler yaptı. Ahmed b. Hanbel 12 Rebîülevvel 241 Cuma günü (31 Temmuz 855) Bağdat’ta vefat etti.

El-Müsned: Ahmed b. Hanbel’in 200-228 (815-843) yıllarında 700.000 hadis arasından seçerek meydana getirdiği eser 904 kadar sahâbînin rivayetlerini ihtiva etmektedir. Müsned’de 27.647 hadisin yer aldığı görülmektedir. Kitapta İslâm’a giriş tarihleri esas alınmak üzere önce aşere-i mübeşşerenin, ardından Ehl-i beyt, Hâşimoğulları, Mekkeli, Medineli, Kûfeli, Basralı ve Suriyeli sahâbîlerin, eserin sonunda da ümmehâtü’l-mü’minîn ile diğer kadın sahâbîlerin rivayetleri ayrı bölümler halinde sıralanmıştır.

Müellif, el-Müsned’e öncelikle adâlet ve zabt sahibi râvilerin rivayetleriyle, bu tür rivayetlere ters düşmemekle beraber zabtı nispeten zayıf râvilerin rivayetlerini almıştır. Eserinde pek çok sahih hadis bulunduğuna dikkat çekmek için onu Resûlullah’ın sünnetinde ihtilâf edildiği zaman başvurulmak üzere kaleme aldığını, onda bulunmayan rivayetlerin delil olmayacağını söylemişse de Sahîhayn ile bazı Sünen’lerde olup el-Müsned’de yer almayan, el-Müsned’de olup da diğerlerinde bulunmayan sahih rivayetler de mevcuttur.

3.Hadis ve Sünnetin Anlaşılmasında Genel İlkeler

                Günümüzde sünnet ve hadislerin doğru bir şekilde anlaşılması ve yorumlanması hakkında çeşitli ilim adamlarınca yeni yaklaşımlar sergilenmiş ve yöntem çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalarda belirtilen başlıca esaslar şöyledir:

  1. Sünnetin Kur’an ışığında anlaşılması, hadisin Kur’an’ın sarih ayetine aykırı olmaması,
  2. Bir konudaki bütün hadislerin toplanarak, birlikte değerlendirilmesi,
  3. Çelişkili gözüken hadislerin uzlaştırılması ya da birinin tercih edilmesi,
  4. Hadislerin söyleniş sebepleri, şartlar ve maksatların dikkate alınması,
  5. Hadisteki değişken vasıta ile sabit hedefin birbirinden ayırt edilmesi, yani araç ile amacın fark edilmesi,
  6. Hadisteki hakikat ile mecazın ayırt edilmesi, dil ve üsluba dikkat edilmesi,
  7. Gaybî olan ile olmayan hususların birbirinden ayırt edilmesi,

       8.   Hadis lafızlarının delalet ettiği anlamların iyi tespit edilmesi,

  1. Hz. Peygamber’in hangi sıfatla uygulamada bulunduğunun belirlenmesi,
  2. Hz. Peygamber’in fiillerinden âdet ile ibadetin ayırt edilmesi,
  3. Din ile dünya işlerindeki tasarruflarının birbirinden ayırt edilmesi,
  4. Hadis ve sünnetin tarihsel bağlamının dikkate alınması,
  5. Hadis ve sünnetin toplumsal bağlamının dikkate alınması,
  6. Hadis ve sünnetin ortaya çıktığı tabii-fiziki çevre, sosyo-kültürel ve iktisadi çevrenin dikkate alınması,
  7. Hadis ve sünnetlerin, İslam’ın genel prensipleri (küllî kaideler), tarihi gerçekler ve kesinleşmiş bilimsel veriler ışığında değerlendirilmesi,
  8. Terğib ve terhib hadislerinden amacın, hüküm koyma değil, iyiliğe teşvik ve kötülükten sakındırma olduğunun bilinmesi,
  9. Hadislerin Arapça dil kurallarına uygun olarak anlaşılması ve o dönemin kullanımlarının esas alınması,
  10. Hadis ve sünnetlerdeki illet ve hikmetlerin tespit edilmesi,
  11. Hadisin, Sünnet ve Siret (Hz. Peygamber'in hayat tarzı ve ahlakı) bütünlüğüne uygunluğunun gözetilmesi,
  12. Sünnetin bireysel ve toplumsal olan boyutuyla, evrensel ve tarihsel olan boyutlarının dikkate alınması.

Sünnet ve hadislerin anlaşılmasında ve uygulanmasında, tarih boyunca ve günümüzde yapılan ilgili tartışmalarda zikredilen bu hususların rolü oldukça fazladır. Dolayısıyla inançtan ahlaka, ibadetten muamelata, ilimden irfana, sosyal hayattan siyasete, kültürden medeniyete kadar hayatın her alanı ile ilgili olarak hadislerin, İslam’ın genel prensipleri, Kur’an’ın belirleyiciliği, Sünnetin rehberliği, akl-ı selimin verileri, delillerin gerekçeleri, geleneğin tecrübe ve öğretileri, Müslümanların maslahatları, günümüzün şartları ve ihtiyaçları göz önünde bulundurularak bütüncül bir yaklaşım içerisinde anlaşılması ve çağdaş problemlerimize çözümler üretilmesi şarttır[AT3] . Böyle bir hizmetin gerçekleştirilebilmesi için de, makul ve yeterli bir metodolojiye ihtiyacın olduğu açıktır.

  1. Türkiye’de Cumhuriyet Dönemi Hadis Çalışmaları

Cumhuriyet döneminde Sünnet sahasında Türkçe yazılmış eserleri üç grupta ele almak mümkündür:

  1. 1924-1949 arası: Daru’l-Fünun İlahiyat- İlahiyat Fakültesinin açılışına kadar.
  2. 1949-1982 arası: Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin açılışından Yüksek İslam Enstitülerinin İlahiyat Fakültelerine dönüştürülmesine kadar.
  3. 1982-2003 arası: Yüksek İslam Enstitülerinin İlahiyat Fakültelerine dönüştürülmesinden günümüze kadar olan süreç.

İlk dönem, bir taraftan âdeta bir varoluş mücadelesinin verildiği, diğer taraftan da Hadise akademik bir zaviyeden, daha sistematik bir bakışla yaklaşma, onu daha farklı bir perspektiften ele alma veya yeniden diriltme gayretlerinin ağır bastığı bir dönemdir. Ortaya çıkan eser sayısı az olmakla birlikte, açtıkları çığır ve gösterdikleri ufuk bakımından yeni dönem için oldukça güzel bir başlangıçtır.

Cumhuriyet dönemi Hadis çalışmalarına damgasını vuran şeyin, aslında akademik perspektif olduğunu söylenebilir. Bu durum, Türkiye’nin siyasi ve sosyal alanlarda etkisi altına girdiği Batının yüksek eğitim ve öğretim sahasındaki kurumsal yansıması olan Dâru’l-Fünûn ile başlamıştır. Dâru’l-Fünûn, geleneksel medreselere alternatif olarak planlanmış ve örnek alınan Batı yüksek eğitim kurumları tarzında teşkilatlanmıştır. Önceleri sadece edebiyat, matematik ve hukuk bölümleri varken, sonra ona İlahiyat Fakültesi de dâhil edilmiştir. Batı akademilerinde aydınlanmaya ruhunu veren “tenkit” ve “tarih” kelimelerinin özetlediği metodik mantık araştırma yöntemlerinde esas alınmıştır.

Meselenin Hadis yönü irdelendiğinde, yeni dönem hadisciliğinin arkaplanını anlamak bakımından, 1 Nisan 1924 tarihli İstanbul Dârul’Fünûn talimatnamesiyle, daha evvel ilahiyat programlarında “Hadîs-i Şerîf” olan dersin yerini ‘Hadis Tarihi’nin aldığını görmek yeterlidir. Daha önce medreselerin programında hadis tarihine dair bir derse rastlanmadığı gibi, bu isimde yahut bu ismi çağrıştıran bir esere rastlamak da mümkün değildir. Bu isimde bir eserin ilk defa İsmail Hakkı İzmirli tarafından (1924’te) kaleme alınmış olması, hadis sahasında tarihsel perspektifin o yıllarda yavaş yavaş fark edilmeye başlanması şeklinde yorumlanabilir.

Zakir Kadri UGAN’ın kaleme aldığı, “Dinî ve Gayr-i Dinî Rivayetler” adlı bir kitap hacmindeki kıymetli makalesi de aynı perspektifin ürünüdür. Ugan’ın konuyu “Rivayet” üst kavramı altında ele almış olması ve o dönem için rivayet kritiğinde çeşitli hususları gündeme getirmiş olması fevkalade önemlidir.

                İsmail Hakkı İzmirli ile Şeyh Saffet Efendi arasında, Ahlak ve Tasavvuf Kitaplarındaki Hadislerin Sıhhatine dair yapılan ve birkaç yıl devam eden tartışmalar, aslında geleneksel bakış açısıyla akademik bakış açısı arasındaki farklılıkları gözler önüne seren, aynı zamanda dönemin Hadis’e ve Hadis kaynaklarına yaklaşımlarını sergileyen değerli vesikalardır.

TBMM’nin 1925 yılında aldığı bir kararla hazırlatılan, Ahmet Naim’in gerek Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, gerekse Hadis Usûlüne dair eserin başına yazdığı oldukça geniş Mukaddime’si, Hadis konusunda bizdeki geleneksel birikimin ne denli güçlü olduğunun adeta birer kanıtıdır. [AT4]

İkinci Dönem, Cumhuriyetin ilk yıllarında açılan bu çığırın daha da genişletilerek Akademik Hadisçilik yolunun altyapısının atılmaya çalışıldığı bir zaman dilimi olmuştur. Bu dönemin en önemli ve de meşhur çalışması şüphesiz Fuad SEZGİN’in, Buharî’nin Kaynakları Hakkında Araştırmalar (Ankara-1956) isimli doktora tezidir. Yeni dönemin Hadis kaynaklarını ele alışı noktasında bir fikir vermesi bakımından önemlidir. Eser, hem hadislerin şifâhî olarak değil,  genellikle yazılı kaynaklardan nakledile geldiğini tespit etmesi, hem de Buhârî’nin rivayetleri alma ve nakletme yöntemiyle tasnif sistemin tartışması açısından önem arz etmektedir. Bu değerli eser, bir taraftan H. II. ve III. asırdaki tedvin ve tasnif sistemine, hatta o dönem Hadis tarihine farklı bir bakış açısı getirirken, aynı zamanda dönemle ilgili bazı oryantalistlerin iddialarına cevaplar vermektedir.

Bu dönemin en etkili simalarından birisi de merhum Tayyib OKİÇ’tir. Batıda yetişmiş Bosnalı bir ilim adamı olan Okiç, hem İslâmî ilimlerdeki geleneksel birikimi, hem de Batı’dan elde ettiği sistematik ve metodik çalışma kabiliyeti ile Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Hadis, Tefsir ve İslam Hukuku derslerinin temellerini atmış ve bu sahalarda velûd talebeler yetiştirmiştir. Okiç’in asıl etkisi, Türkiye’deki Hadis çalışmalarının belkemiğini oluşturan yetiştirdiği iki asistanı vasıtasıyla olmuştur.

Bunlardan biri, Hadis sahasında yetişen gençler için hazırladığı Hadis Usûlü, “Hadis Tarihi”, “Hadis Istılahları” gibi ders kitaplarıyla geleneksel bakışa dayalı Hadis İlimlerinin temellerini atmış olan Prof. Dr. Talat KOÇYİĞİT ’tir.

İkincisi ise “İslami Tenkid Zihniyetinin Doğuşu” ve “Hadis Tenkidçiliği” adlı teziyle doktor, Hz. Peygamber'in Vefatından Emevilerin Sonuna Kadar Siyasi-İctimai Hadiselerle Hadis Münasebetleri adlı teziyle de doçent olan Prof. Dr. M. Said HATİBOĞLU ’dur. Yeni dönemin belkemiğini oluşturan eleştirel yaklaşımın İslam kültüründeki izlerini aramaya çalışan bu eserler, akademik hadisciliğin zihnî arka planını yakalamada önemli ipuçlarını bünyesinde taşımaktadır. Her iki çalışmasında da, Hadislerle hadiseler arası irtibatın izlenmesi ve rivayet kaynaklarına daima eleştirel bir yaklaşımla başvurulması gerekliliğinin altını çizer.

Son kırk yılda yetişen hadisçilerin üzerinde en fazla etkili olan bu iki isimden ilki, geleneksel çizginin; ikincisi de eleştirel ve yenilikçi çizginin önderliğini yapmışlar ve birçok ilim adamı yetiştirmişlerdir.

Koçyiğit ve Hatiboğlu danışmanlığında yapılan doktora çalışmalarında, genel olarak Hadis ilimlerinin temel konularının ele alındığı, bu konularda ana kaynaklara dayalı, metodik araştırmaların yapıldığı görülmektedir. Ancak çalışmaların genel karakteri nakil, tasvir, tespit, tasnif, tertipten öteye geçmemekte; genelde öğretici, kısmen de savunmacı veya sorgulayıcı bir nitelik arz etmektedir.

Üçüncü dönemde ise temel konuların yanı sıra, daha spesifik, teknik ve metodolojik konular çalışılmıştır. Bu döneme damgasını vuran ana tema, Hz. Peygamber’in, Hadis ve Sünnetin doğru anlaşılması meselesi ile Hadis tenkidi ve kriterleridir. Çok bariz bir şekilde Hadisin sübutu ve delaleti konusunda metot arayışları dikkat çekmektedir. Çalışmalarda genel olarak objektiflik, orijinallik, eleştirel bakış, tartışmacı ve sorgulayıcı bir üslup hakimdir. Batı çalışmalarında görülen bazı yöntemlerden yararlanılmıştır. Araştırmacılarda, kaynak bilinci gelişmiş, mümkün mertebe en erken dönem kaynakları, diğer bir ifadeyle birinci elden kaynaklar kullanılmaya özen gösterilmiştir. Özellikle mensubu bulunduğum Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde yapılan çalışmaların hemen hepsinde bu özellikler mevcuttur.

Bu dönem çalışmalarında, Arap âlemindeki çalışmaların etkisi azalmış, özgün telif eserler ortaya çıkmıştır. Bunlardan bazılarının en kısa sürede Arapçaya ve İngilizceye çevrilmesi ve ülkemiz sınırlarını aşarak bu değerli çalışmaların ve özgün tartışmaların bütün Müslümanların hizmetine ve bilgisine sunulması gerekmektedir.

Cumhuriyet döneminde yapılan bu çalışmaların isimlerini, yazarlarını, basılmışsa yer ve zamanını, doktora veya doçentlik tezi olup olmadığını, ihtiyaç halinde kolayca ulaşılabilmesi için hemen altında Türkçesini vererek onları konularına göre şu başlıklar altında topladık:

  1. Sünnetin delil oluşu ve yeri
  2. Hadis Tarihi
  3. Hadis İlimleri
  4. Hadis Usulü ve Terimleri
  5. Hadis Kaynakları
  6. Hadis Ravileri ve Cerh-Tadil
  7. Hadisçiler ve Eserleri
  8. Hadis Coğrafyası
  9. Hadis ve Sünnet ’in Anlaşılması
  10. Hadis Şerhi ve Yorumu
  11. Hadis Kritiği
  12. Uydurma Hadisler
  13. Hadisçilerin Tartışmaları
  14. Hadis ve Dil
  15. Hadis ve Kültür
  16. Hadis ve Ahlak
  17. Hadis ve Kelam
  18. Hadis ve Mezhepler
  19. Hadis ve Tasavvuf
  20. Hz. Peygamber Hakkında Yapılan Çalışmalar
  21. Hz. Peygamber ve Diplomasi
  22. Sahabe Hakkında Yapılan Çalışmalar
  23. Çeşitli Konularda Yapılan Çalışmalar
  24. Tahkik (Edisyon-Kritik) Çalışmaları

 

Türkiye’deki sayıları bine varan bu çalışmalara genel olarak bakıldığında:

Hadis-Dil, Tahkik, İsnad ve Tahric çalışmalarının azlığı dikkat çekmektedir. Burada en önemli husus dil faktörüdür. Arapça, ana dilleri olmadığı için Türk araştırmacılar doğal olarak bu çalışmalara mesafeli durmaktadırlar.

İsnad ve Tahric çalışmalarına gelince, bunun tamamen ihmal edildiği söylenemese de, Arap aleminde olduğu kadar fazla önemsendiğini de söylemek güçtür.

Türkiye’deki Hadis çalışmalarında metin tahlili veya metin tenkidi şeklinde ifade edilen yaklaşımlar ağır basmaktadır.

 


 
 
Paylaş: