EN AĞIR BEDELİ ÖDEYENLER: "MÜLTECİ" ÇOCUKLAR

Yazan: Nurcan YavuzYiğit

FARKINDAYIM YANI BAŞINDAYIM!

II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ortaya çıkan en ağır insani kriz Suriye’deki iç savaş, beşinci yılına girmiş bulunuyor ve görünürde sona ereceğine ilişkin bir belirti de görünmüyor. Milyonlarca insan evlerini terk edip komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldılar. 2016 yılı itibariyle yaklaşık 2.2 milyon kişiyle Türkiye en fazla sayıda Suriyeli barındıran ülke konumundadır. Bu arada Suriyeli çocuk sayısı da 1 milyonu aşmış durumda ve bunların 450 binden fazlası okula gitmiyor.  Çocuklar kriz karşısında en ağır bedeli ödeyen ve en fazla yükü taşıyan kesim olmaya devam ediyor.  Eğitimleri,  duygusal sağlıkları,  hatta yaşamları bile risk altında olan Suriyeli kardeşlerimiz için Türkiye’ye göçün başladığı 2013 yılından bu yana Türkiye Diyanet Vakfı insanî, sosyal, kültürel desteğin yanı sıra özellikle eğitim alanında imkânlarını seferber etmeye devam ediyor.

KAGEM de bu bağlamda, “Farkındayım Yanı başındayım” diyerek yürüttüğü “Kamp Dışında Yaşayan ve Geçici Koruma Altına Alınan Suriyeli Yetimlerin Eğitim Projesi” kapsamında Ankara’da yaşayan kardeşlerimize yönelik insani yardım ve eğitim çalışmalarına aralıksız devam ediyor.

Her geçen yıl Suriyeli öğrencilerin hayatlarına dokunarak yaptığı projelerle farkındalık oluşturmaya çalışan TDV KAGEM bu yıl da, proje kapsamında eğitim gören ve çoğunluğunu kız çocuklarının oluşturduğu 100 Suriyeli öğrenciyi mezun etmenin sevincini yaşadı. Çocuklar dışında, yetişkinlere yönelik eğitim çalışmalarına da devam eden KAGEM tarafından bu yıl da dahil olmak üzere üniversiteye hazırlanan 65 öğrenciye Türkçe Dil Sertifikası alabilmeleri için C1 düzeyinde eğitim verildi. Projenin önemine binaen saha çalışmalarını, yaygın eğitim ve sosyal çalışmaları birlikte yürüttüğü paydaş kurum ve kuruluşların da desteğini alan KAGEM, 1200 yetişkinin yaygın Türkçe eğitimleri tamamlandı.

İkinci dönem mezunlarını veren KAGEM’in, Türkiye Diyanet Vakfı Kocatepe Konferans Salonunda düzenlediği programa katılan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez yaptığı konuşmayı hem Türkçe hem de Arapça olarak iki ayrı dilde gerçekleştirdi.

Konuşmasına, Hz. Muhammed'in bütün kâinatı gemiye ve insanları da yolcuya benzettiği “Allah’ın çizdiği sınırları aşmayarak orada duranlarla bu sınırları aşıp ihlal edenler, bir gemiye binmek üzere kura çeken topluluğa benzerler. Onlardan bir kısmı geminin üst katına, bir kısmı da alt katına yerleşmişlerdi. Alt kattakiler su almak istediklerinde üst kattakilerin yanından geçiyorlardı. Alt katta oturanlar: Hissemize düşen yerden bir delik açsak, üst katta oturanlara eziyet vermemiş oluruz, dediler. Şayet üst katta oturanlar, bu isteklerini yerine getirmek için alt kattakileri serbest bırakırlarsa, hepsi birlikte batar helak olurlar. Eğer bunu önlerlerse, hem kendileri kurtulur, hem de onları kurtarmış olurlar.[1] hadis-i şerifini hatırlatarak başlayan Görmez, “Beş sene önce geminin Suriye kısmında zalimler geminin dibinde delikler açmaya çalıştılar ve o günden sonra bütün insanlık bir imtihana tabi tutuldu, ancak insanlık bu imtihanı kaybetti. İnsanlık mazlumlara sahip olmadığı, hatta zalime destek olduğu için Suriye imtihanını kaybetti. Ama biz Türkiye olarak kardeşlerimize kucak açmış olmaktan, kalplerimizi, evlerimizi, hanelerimizi açmış olmaktan büyük bir iftihar duyuyoruz." şeklinde konuştu.

Görmez, Suriyeli çocukların iyi eğitim alması için yapılan projeyi çok önemsediklerini dile getirerek, eğitimlerde emeği geçen kuruluşlara ve öğretmenlere teşekkür etti.

Törende konuşma yapan TDV KAGEM Müdürü Hicret Toprak ise Türkiye' de yaşayan ve sayıları 3 milyona yaklaşan Suriyeli mültecilerin yarıdan fazlasının eğitim çağında olduğuna vurgu yaparak; “Türkiye’de doğup büyüyen ve eğitim çağına yaklaşan nüfus da her geçen gün artıyor. Bu sebeple sosyal uyumu kolaylaştırıcı çalışmalara ağırlık verilmesi gerekiyor. Bu anlamda Türkiye’nin yapmış olduğu çalışmalar uluslararası platformlarda takdir gördü. Ancak bu bizim sorumluluğumuzu daha da çoğaltıyor" dedi.
Bugüne kadar Türkiye Diyanet Vakfı nezdinde 13 bin Suriyeli öğrenciye Suriye eğitim müfredatına göre eğitim verildiğini söyleyen Toprak, ayrıca iki yıldan bu yana örnek bir çalışma olarak Ankara'da düzenlenen yaygın eğitim çalışmalarını anlattı. Projenin ağırlıklı olarak eğitim çağındaki yetim kız çocuklarını kapsadığını söyleyen Toprak, temel Türkçe eğitiminin yanı sıra Kur'an-ı Kerim ve dini bilgileri kapsayan eğitim müfredatı hakkında da bilgi verdi.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakan Yardımcısı Mehmet Ersoy, Türkiye Diyanet Vakfı Mütevelli Heyeti İkinci Başkanı Mazhar Bilgin, Ankara Vali Yardımcısı Hamza Duygun’un da katıldığı törende 7 yaşındaki Hasan Hattab isimli Suriyeli bir öğrencinin Kur'an-ı Kerim okumasının ardından öğrencilerin kendilerini tanıttığı sinevizyon gösterimi yapıldı. Proje kapsamında eğitimlerini tamamlayan Suriyeli öğrenciler daha sonra Mustafa Cihat ve Ömer Karaoğlu eşliğinde konser verdi.

KAGEM tarafından desteklenen projenin öğrencilerine kulak verelim ve onların Türkiye’ye geliş serüvenlerine dâhil olmaya çalışalım.

Beyan Ağraç

“Savaştan hepimiz çok etkilendik.”

Henüz 16 yaşında olan Beyan Ağraç, Suriye Halep doğumlu. 7.sınıf öğrencisiyken tanışmış savaşın korkunç yüzüyle. Annesi, babası ve beş kardeşiyle birlikte kaçak yollardan Halep’ten ayrılmışlar. Bir gün süren uzun ve yorucu bir yürüyüşün ardından Hatay ili sınırına varmışlar. Sonraki istikametleri ise Ankara olmuş.

Savaş nasıl bir şeydi? diye sorulduğunda gözlerini kısarak, sanki (bir bomba patlayacakmış da, onun gürültülü sesine hazırlanıyormuş gibi başladı anlatmaya) unutamadığı ama hatırlamak da istemediği bir şeymiş gibi başladı anlatmaya, “Bizim için zor günlerdi. Günlerce bombardımanın altında kaldık. Artık dayanamayacak duruma geldiğimizde ayrılmak zorunda kaldık. Kardeşlerim bombaların patlama seslerinden çok korkuyorlardı. Özellikle küçük kız kardeşim bir ses duysa oturup ağlıyordu. Savaştan hepimiz çok etkilendik. Çok korktum ve ağladım.”

Yakın akrabalarından ve ailesinden şehit olmadığı için şanslı olduklarını söylerken, kendilerinin Ankara’da sağ salim yaşıyor olmasını da “Elhamdülillah” duasıyla birlikte dile getirdi.

Burada yaşamaktan mutlu musun? sorusuna “Yani” dedi ve sustu. Huzurluydu belki ama özlüyordu doğup büyüdüğü Halep’i. “Ablam var Halep’te evli ve üç tane yeğenim var. Telefonla görüşüyoruz ara sıra ama aklım hep onlarda. Buraya gelmesi de artık çok zor.”

 

Bera Habbaş

“ Üniversiteyi Suriye’de, Halep’te ya da Şam’da okumak istiyorum.”

7 kardeşiyle birlikte yaşamış savaşı Bera. 14 yaşında. Anne-babası ve kardeşleriyle rahat ve huzurlu bir hayatları varken Halep’te 1,5 yıl önce meşakkatli bir otobüs yolculuğunun ardından Ankara’ya ulaşmışlar. Dedesini ve amcasını bir bombardımanda şehit vermiş. Ardında bıraktıklarını düşünmesine müsaade etmemiş yaşadığı kocaman savaş, sığdıramamış küçük yüreğine.

“Çok” cevabını veriyor Halep’i özlüyor musun? sorusuna ve devam ediyor “Türkiye’yi de seviyorum, burada da mutluyum. Okulda da çok mutluyum. Kur’an-ı Kerim okumayı, Türkçeyi ve dini bilgiler öğrendim. Arkadaşlarımla oyunlar oynadım, yeni oyunlar da öğrendim. Okumayı, çalışmayı seviyorum ve üniversite okumak istiyorum” diyor ve ekliyor “ Üniversiteyi Suriye’de, Halep’te ya da Şam’da okumak istiyorum.”

Savaş bittiğinde vatanına dönmek isteyen Bera ve ailesi geçtiğimiz günlerde bir haber almışlar Halep’ten. Evlerinin bombalandığını öğrenmişler. Okul arkadaşlarını merak ediyor ama onlardan nasıl haber alacağını bilmiyor. Kendi halinde yaşayıp gitmek, kendinden ve kendi ailesinden başka kimseyi düşünememek olmuş savaşın en ağır yarası onlarda.

Hudul Maderati

“Beni okula kabul etmekle, bizi de artık kabullenmiş oldular.”

Hudul ile anlaşılır ve gayet düzgün Türkçesiyle sohbet ettik.

Hüseyin Gazi Anadolu İmam Hatip lisesinde okuyan Hudul 17 yaşında. 2 yıl önce babası, annesi ve dört kardeşiyle gelmişler Türkiye’ye. Diğer kardeşleri de kendisi gibi öğrenci olan Hudul, Halep’ten geldiğini, Halep’in çok güzel bir şehir olduğunu ve orayı çok özlediğini söylerken Türkiye’yi, okuduğu okulu ve arkadaşlarını da çok sevdiğini eklemeyi unutmuyor.

“İlk geldiğimizde kimseyle anlaşamadık, bizi kabul etmediler. Kimse bizi anlamadı. Dışlandık. Ama bunun için bir şeyler yapmalıydık. Türkçe öğrenmeye başladık. Kendimizi anlatmamız gerekiyordu. Bir yerden başlamalıydık. Okula gittik, kabul ettiler beni. Çok mutlu oldum. Beni okula kabul etmekle bizi de artık kabullenmiş oldular” diyor ve bir solukta anlatıveriyor macerasını “Biz gelirken savaş başlamıştı. Evimiz bombalandı. Yanımıza hiç bir şey alamadık, sadece kimliklerimizi aldık. Her şeyimiz orada kaldı evimiz, arabamız. Yakınlarımdan şehit olan yok. Bunun için dua ediyorum. Babam Fransızca öğretmeni, annem ev hanımıydı. Çok şükür burada da çok mutluyuz, çünkü birlikteyiz. Türkiye’de olmaktan mutluyum. Sizleri çok seviyorum.”

Afaf El-Numeyri

“Arkadaşlarımı ve öğretmenlerimi çok seviyorum”

Diğer birçok akranından farklı bir hayatı olan Afaf 13 yaşında. Henüz 3 yaşındayken özel piyano dersleri almaya başlayan, piyano dışında da birçok enstrüman çalabilen, diğer kardeşlerinin de her birinin başka bir sanat ile meşgul olduğu Afaf, geçtiğimiz yıl gelmiş Türkiye’ye. Şam şehrinde bırakmış güzel hayatını. Deniz yolculuğu ile önce Mersin’e gelmişler annesi ve kardeşleriyle, sonra da Ankara’ya yerleşmişler.

Savaşın çok kötü bir şey olduğunu söyleyen Afaf: “Teyzemle 21 yaşındaki oğlu bombardımanda şehit oldular. Bizim evimiz yıkılmadı.” derken sesi titriyor.

Savaş bitikten sonra gitmek istiyor musun? diye sorulduğunda “Bilmiyorum” diyor. “Burada mutluyum. Okulda çok güzel şeyler öğrendik. Türkçe öğreniyorum, resim yapıyorum, ilahiler söylüyorum. Arkadaşlarımı ve öğretmenlerimi çok seviyorum” diye ekliyor.

Afra El-Ivad

“Lübnan’dan uçakla Adana’ya indik. Adana’dan da Ankara’ya otobüsle geldik.”

14 yaşında olan Afra El-Ivad Suriye’nin İdlip şehrinden. Savaşın başlamasıyla birlikte önce Lübnan’a sonra da Türkiye’ye sığınmışlar ailesiyle birlikte. Yaşadıkları bölgede savaş önce şehrin dışında başlamış, sonra şehir merkezine sıçramış. Uçakların uçmaya başlamasıyla birlikte uzun bir yol belirmiş önlerinde.

Sorularımıza bir solukta cevaplar veriyor Afra.

Ailende şehit var mı? “Teyzemin eşi şehit oldu. Ailesine ekmek almak için dışarıya çıktığında, dönüş yolunda keskin nişancı tarafından vuruldu.”

Türkiye’ye nasıl geldiniz? Önce İdlib’ten Şam’a geçtik. Sonra Şam’dan arabayla Lübnan’a geçtik. Lübnan’dan uçakla Adana’ya indik. Adana’dan da Ankara’ya otobüsle geldik.” derken bir solukta cevapladığı kadar kolay olmadığını söylemek istiyordu aslında.

Suriye’de durumlarının çok iyi olduğunu, babasının tüccar olduğunu, güzel bir işi olduğunu söylerken aslında bizde sizin gibi hayatlar yaşıyorduk der gibiydi. “Türkiye’de olmaktan, burada yaşamaktan mutlu musun” diye sorulduğunda “Öyle” diyerek kaçırdı gözlerini ve ekledi. “Ben seviyorum ama babam mutsuz.” diyen Afra, küçük yaşında büyük kalbinde babasının mutsuzluğunu dert etmiş kendisine.

Suriye’de olsaydı 7. sınıfa gidecek olan Afra savaş başladığında çok korktuğunu, hem evindeyken hem de ailesinden birisi dışarıya çıktığında, onlara bir şey olacak diye endişe ettiğini ve en çok da kardeşlerinin korku dolu gözlerini görmeye dayanamadığını söylerken ekliyor “Şam’ı İdlib’i kısacası Suriye’yi çok özlüyorum.”

 

 

 

[1] Buhari, “Şirket” 6; “Şehadet” 30 / Hadislerle İslam IV. Cilt 397. Sayfa

Paylaş: