BİRLİK VE BERABERLİK SEMBOLÜMÜZ: HOCA AHMET YESEVÎ

 

BİRLİK VE BERABERLİK SEMBOLÜMÜZ: HOCA AHMET YESEVÎ

Prof. Dr. Musa YILDIZ

Ahmet Yesevî Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı

 

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO) tarafından dilimizin ve kültürümüzün gelişmesine, zenginleşmesine çok önemli katkılarda bulunan büyük fikir adamı ve gönül eri Hoca Ahmed Yesevî’nin vuslatının 850. yıldönümü vesilesiyle 2016-2017 sezonu Hoca Ahmed Yesevî yılı olarak ilan edildi.   Bu bağlamda Ahmet Yesevî Üniversitesi olarak, Hoca Ahmet Yesevî’yi anmak, anlamak ve anlatmak için tüm gayretimizle çalışmaktayız.

Üniversitemize ismini veren Ahmet Yesevî, Türk halk sufilik geleneğinin kurucusudur. “Hikmet’leri aracılığıyla İslam dininin prensiplerini, Türkistan coğrafyasında yaşayanlara damla damla özümseten; Türk diliyle yazdığı bu hikmetleri aracılığıyla Türkçenin gelişmesi ve zenginleşmesine büyük katkısı olan, “Pîr-i Türkistan,” Büyük Veli, öncü şairdir.

Eldeki kaynaklardan öğrendiğimiz kadarıyla Türkler arasında İslamiyet’in yaygınlaşmasında önemli katkıları olan Ahmet Yesevî, Kazakistan’ın Sayram kasabasında dünyaya geldi. Anne ve babasını küçük yaşlarda kaybeden Ahmet Yesevî, bir süre Otrar’da Arslan Baba isimli şeyhin yanında dinî ve tasavvufi eğitim gördü. Onun vefatı üzerine önemli ilim merkezlerinden olan Buhara’ya gitti ve burada Yusuf Hemedânî’ye intisap ederek onun talebesi oldu. Yusuf Hemedânî’nin yanında eğitimini tamamladıktan sonra Yesî’ye dönerek orada irfan mektebini kurdu, insanları dinî ve ahlaki yönden yetiştirdi. Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Velî gibi Anadolu’yu, Sarı Saltuk, Demirci Baba ve Gül Baba gibi Balkanları mayalayan mutasavvıflar üzerinde tesirleri oldu.

Ahmet Yesevî’nin İbrahim isminde bir oğlu olmuşsa da kendisi hayattayken vefat etti. Yesevî’nin soyu Gevher isimli kızından devam etti.

Yüce Allah’ın  Kutlu Nebiye “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır” (Nahl Suresi,125) emrine imtisalen Hoca Ahmet Yesevî de hikmetler söyleyerek insanlara dinlerinin öğretilerini benimsetmeye çalıştı. Onun Arapça ve Farsça bilmesine rağmen çok sade bir Türkçeyle söylediği “hikmet” denilen eğitici sözleri, Türkistan coğrafyasında yaşayan insanlar üzerinde büyük izler bıraktı. Bu hikmetli sözlerle insanlara İslam ahlakını ve esaslarını öğretti. Yesevî dergâhı, fakirler, yoksullar, yetimler ve çaresizler için bir sığınak yeriydi. Bu dergâhlar aynı zamanda, tekke edebiyatının ilk temsil edildiği yerler oldu. Ahmet Yesevî Hazretleri, tekke edebiyatının ilk temsilcisidir. Bu vesileyle Anadolu'daki Türk edebiyatının yeşerip gelişmesine zemin hazırlamış, Yunus Emre gibi büyük şairlerin yetişmesine vesile olmuştur.

Onun Mansur Ata, Abdülmelik Ata, Süleyman Hâkim Ata (Türkler arasında en meşhur halifesidir) Muhammed Danişmend, Muhammed Buhari (Sarı Saltuk), Zengi Ata, Tac Ata gibi halifelerinin yetiştirdiği Ahi Evran, Hacı Bektaş-ı Veli, Mevlana, Taptuk Emre, Yunus Emre gibi talebeler Anadolu'da, Ahmet Yesevî’nin çizdiği yolda ilerlemiş, Türk dilini, edebiyatını, kültürünü özellikle İslam dinini doğru olarak gelecek nesillere aktarmışlardır. Sade bir Türkçe ile halkın anlayacağı, sohbet tarzındaki Hikmet adlı şiirleri, Çin'den, Balkanlara kadar yayılıp, Türk Milletine manevi ışık olmuştur:

Benim hikmetlerim kan-ı hadîstir;

Kişi nasip almasa bil ki habistir.

Benim hikmetlerim fermân-ı Subhân;

Okuyup anlasın mânâ-yı Kur’ân

Benim hikmetlerim âlemde sultan;

Kılar bir lahzada çölü gülistan,

 

Dîvân-ı Hikmet’in birinci hikmetinde yer alan şu dörtlük de günümüzde birçok probleme reçete niteliğindedir:

Nerde görsen gönlü kırık, koş ta ona merhem ol sen.

Şöyle mazlum yolda kalsa, yalnız koma, yoldaş ol sen.

Mahşer günü ol İlahın dergâhına yakın ol sen,

“Ben ben!” deyip, benlik güden kişilerden kaçtım ben işte.

Yahya Kemal, Ahmet Yesevî’nin Türk tarihi bakımından önemini Ord. Prof. Dr. Fuad Köprülü’ye; “Şu Ahmet Yesevî kim, bir araştırın, göreceksiniz, bizim milliyetimizi asıl onda bulacaksınız.” sözleriyle ifade eder.

Hz. Peygamber’in sünnetine sımsıkı bağlı bir insan olan Hoca Ahmet Yesevî Peygamberimizin vefat yaşını düşünerek; rivayetlere göre 63 yaşına gelince, dergâhının altında küçük bir oda şeklinde çilehane/halvethane yaptırmış ve ömrünün geri kalanını, yaklaşık on yılını burada geçirmiştir.

Altmış üç yaşta sünnet oldu yere girmek,

Resul için iki âlem berbat edivermek,

Âşıkların sünnetidir diri ölmek,

İşitip okuyup yere girdi Kul Hoca Ahmed.

Ahmet Yesevî Hazretleri’nin 1166’da Yesi şehrinde vefat ettiği kabul edilmektedir. Kabri üzerindeki türbe, yaklaşık 200 yıl sonra, Emir Timur tarafından inşa ettirilmiştir. Türbesi, Türkistan (Yesi) şehrindedir. İki kubbeli dikdörtgen bir yapıda olan külliyenin merkezî bölümünün ortasında büyük bir kazan yer alır. Yedi metalin karışımından yapılan bu kazanın etrafında bazı dualar ve kazan ustası hakkında bilgiler vardır.  Rivayetlere göre önceleri bu kazana hafif tatlandırılmış su konulur, Cuma namazlarından sonra ziyaretçilere ikram edilir, bu suyun da şifalı olduğuna inanılırdı. Bugün Ahmet Yesevî Türbesi Orta Asya’nın en önemli ziyaret mekânlarından birisidir.

Yetmiş üç yaşında bu âlemden ebedi âleme göçen Hoca Ahmet Yesevî’den geriye dört eser kalmıştır. Bunlar:

  1. Dîvân-ı Hikmet: Yesevî’nin Türkçe şiirlerini içine alan derlemenin adıdır. Bütün hikmetlerin temelinde Yesevî’nin inanç ve düşünceleri ile tarikatının esasları bulunur. Hikmetler, Türkler arasında bir düşünce birliğinin teşekkül etmesi bakımından çok önemlidir.
  2. Fakr-nâme: Yesevî’ye izafe edilen ve Çağatay Türkçesi ile yazılmış olan Fakr-nâme, Dîvân-ı Hikmet’in Taşkent ve bazı Kazan baskılarında yer alır. Müstakil bir risâleden çok Dîvân-ı Hikmet’in mensur bir mukaddimesi olan Fakr-nâme, Kemal Eraslan tarafından yayımlanmıştır.
  3. Risâle der Âdâb-ı Tarîkat: Taşkent’te yazma nüshaları bulunan bu küçük Farsça eser, tarikat âdâbı ve makamları, mürid-mürşid ilişkileri, dervişlik, Allah’ı tanımak ve ilâhî aşk gibi konular hakkındadır. S. Mollakanagatulı tarafından Kazak Türkçesine tercüme edilerek yayımlanmıştır.
  4. Risâle der Makâmât-ı Erba’în: Yesevî’ye nisbet edilen Farsça yazma ve küçük bir eser olup, şeriat, tarikat, marifet ve hakikatten her biri hakkında onar makam olmak üzere toplam kırk makam ve kaideyi ihtiva etmektedir. Şimdilik bilinen tek nüshası Kütahya Tavşanlı Zeytinoğlu İlçe Halk Kütüphanesindedir.

Hoca Ahmet Yesevî’den günümüze kalan eseri manzum Dîvân-ı Hikmet’i incelediğimizde onun şu on ilkeye vurgu yaptığını görmek mümkündür:

Birinci ilke: “AŞK ”tır. Aşk, Allah’ı çok sevmek demektir. Ve din adına yapılan her şeyin de Allah’a duyulan bu sevginin etkisi altında yapılması demektir.                 

                             “Zahit olma, âbit olma, âşık ol sen

                              Minnet çekip, aşk yolunda sadık ol sen

                             Nefsi tepip, dergâhına layık ol sen

                             Aşksızların ne canı var, ne imanı”.

 

                             Kul Hoca Ahmed aşktan ağır belâ olmaz;

                            Merhem sürme, aşk derdine deva olmaz;

                            Gözyaşından başka bir şey tanık olmaz;

                           Her ne eylesen, âşık eyle ey Allah'ım.                   

 

İkinci İlke: Her şey insan içindir. İnsana yararlı olmak ve yararlı işler yapmak esastır. Allah’a yakın olmanın yolu da budur.

                  Her zaman iyilik eyle, gidersin işbu dünyadan;

                 Kıyamet yüzsuyuna gerek ciğerini kan eylesen.

                Sevinme mal ve mülküne, kurutur bu ecel sonunda

                Kara yere girersin sonunda, ne kadar kâr ve kazanç eylesen.

 

Üçüncü İlke: Allah dileseydi herkes Müslüman olurdu. İyi bir Müslüman; İslâm’ı iyilikle yaymak çabası içinde olmalıdır. Ancak Müslüman olmayanları da incitmekten kaçınmalı ve asla onları rahatsız etmemelidir. İnsanları incitmek büyük günahtır.

                        Sünnet imiş, kâfir de olsa, verme zarar

                        Gönlü katı, gönül inciticiden Allah şikâyetçi;

                        Allah şahid, öyle kula "Siccîn" hazır

                       Bilgelerden işitip bu sözü söyledim ben işte.

Dördüncü İlke: Dinde gösterişten (riya) şiddetle kaçınmak gerekir. Gösterişçinin (riyakârın) yaptığı her şey boştur ve bundan hiçbir yarar sağlayamaz. Dahası, gösterişçi son nefesinde imanını da yitirebilir.

                Oruç tutup halka riya eyleyenleri

                Namaz kılıp tesbih ele alanları,

               Şeyhim diye başka bina koyanları

               Son anda imanından ayrı eyledim.

 

Beşinci İlke: Kadına gereken değer verilmelidir, onu toplumdan dışlamamalıdır. Bu ilkeyi onun davranışlarından çıkarmaktayız. Geleceğimiz olan nesilleri inşa eden, cennetin ayakları altına serildiği hanımlara her zaman değer verdiğini onunla yaşanmış birçok olaydan tespit etmek mümkündür. 

Altıncı İlke: Helal ve harama her daim dikkat etmelidir.

                Gâfil olmaz Hak yâdından geceleri tamam;

                Helâl lokma talep eyler, yemez haram;

                Derviş gerek iş bu sıfat ile daima

                Kul olarak kulluğundan caymaz olur.

 

Yedinci İlke: Dinin temeli ilimdir. Eşyanın gerçeklerini anlamak bir anlamda Allah’ı tanımak demektir. Öyleyse bir Müslüman, başarabildiği kadar ilim yolunda ilerlemelidir.

                   Erkek ve kadına, oğul-kıza ilim farz dedi,

                  "Talebü’l-ilmi farîzatun" deyip Rasul söyledi,

                 "Mâ yecûzu bihi’s-salât" ilim zarûrî,

                  Diri varsınız ta ölene dek okuyun dostlar.

Sekizinci İlke: Vaktin kıymeti her zaman bilinmelidir. Ahmet Yesevî Hazretleri, vakitlerini üçe ayırırdı. Bir bölümünde ibadet ve zikirle meşgul olurdu. İkinci bölümünde talebelerine zâhirî ve bâtınî ilimleri öğretirdi. Üçüncü bölümünde ise alın teri ile geçimini sağlamak üzere tahta kaşık ve kepçe yaparak bunları satardı.

                  Kul Hoca Ahmed, gaflet ile ömrün geçti;

                 Vah ne hasret, gözden, dizden kuvvet gitti;

                 Vah ne yazık, pişmanlığın vakti yetişti;

                 Amel kılmadan kervan olup göçtüm ben işte.

Dokuzuncu İlke: Namaz, zikir ve bütün ibadetlerin anlayarak yapılması gerekir. Anlamadan tekrarlanan ifadelerin ve bilinçsiz olarak yapılan ibadetlerin insanın manevî gelişmesine katkısı istenen ölçüde olmaz.

               Yâ Rabbenâ, yâdın ile olsam daima,

               Bütün ömrüm zikrin ile olsa tamam.

               Oruç tutup namaz kılıp her sabah-akşam

               Talep kılsam hacet revâ olur mu ki?

Onuncu İlke: Yaşadığımız hayat bundan sonra yaşayacağımız hayatın tarlasıdır. Burada yaratıcıya inanan ve yakınlaşan insan, diğer insanlara da yararlı işler yapıp zararlı işlerden kaçındığı takdirde, öteki dünyada bunların karşılığını görecektir.

                Kul Hoca Ahmed âşık olsan dünyayı bırak,

                Ahiretin azabından kaygı ye,

                Erenlerin yaptıklarını hem sen de yap,

               Hizmet eyleyen sonunda murad bulur dostlar.

Hoca Ahmed Yesevî’nin Dîvân-ı Hikmet’inde yer alan bazı şiirleri, Yunus Emre’nin şiirleriyle şekil ve içerik yönünden büyük benzerlikler taşımaktadır. Bu durum Yesevî’nin etkisinin kısa zamanda Anadolu’ya da ulaştığının göstergesidir:

Aşkın aldı benden beni bana seni gerek seni

Ben yanarım dünü günü bana seni gerek seni

                                                                  Yunus Emre

Aşkın kıldı şeydâ beni, cümle âlem bildi beni

Kaygım sensin dünü günü, bana sen gereksin sen

                                                                Hoca Ahmed Yesevî

 

Cennet Cennet dedikleri bir ev ile bir kaç Hûrî

İsteyene ver onları bana seni gerek seni

                                                                 Yunus Emre

Âlem tamam cennet olsa, hep hûrîler karşı gelse,

Allah bana nasip kılsa, bana sen gereksin sen

                                                                 Hoca Ahmed Yesevî

Velhasıl, Hoca Ahmet Yesevî’nin doktrini, eğitimi ve hikmetleri Türk milletinin edebiyatı, kültürü ve manevî hayatını derinden etkilemiştir. Onun için bu değerli büyüğümüz, üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen günümüzde ülkemizde ve dünyada hayırla yâd edilmektedir. Kendisini vefatının 850. yıldönümünde rahmet ve minnetle anıyoruz.

Paylaş: