BİR NESLİN AĞABEYİ: FETHİ GEMUHLUOĞLU

BİR NESLİN AĞABEYİ: FETHİ GEMUHLUOĞLU

İnsan yetiştirmek için okul kurmak yetmiyor mektep olmak gerekiyormuş

İlim, irfan ve şahsiyetleriyle örnek olan ustalarımızın yaşam öykülerini, eserlerini ve tasavvur dünyalarını, onlarla aynı havayı teneffüs etmiş olan talebeleri, dostları ve aile efradından dinlemek, böylelikle düşünce, kültür, edebiyat ve sanat hayatımızın 'kök' değerlerini gençlerimize aktarmak amacıyla Türkiye Diyanet Vakfı Kadın Aile ve Gençlik Merkezi (TDV KAGEM) tarafından Ustalara Saygı projesi kapsamında Fethi Gemuhluoğlu Paneli düzenlendi.

“Cebinizde kalan son lirayla simit alıp da karnınızı doyurmayın, gidin onunla bir film yahut bir tiyatro seyredin.” diye nasihat eden; abid, münevver, gönül ehli ve ön adı “İrfan” olan Fethi Gemuhluoğlu, “Bir Neslin Ağabeyi” başlıklı dostluk gecesinde anıldı.

Moderatörlüğünü Başbakanlık Başdanışmanı Dr. Necdet Subaşı’nın yaptığı panelde Merhum Gemuhluoğlu ile yolları kesişen talihli bir kuşağın önde gelen isimlerinden yazar Prof. Dr. Sadettin Ökten, Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı ve Türk Kültürüne Hizmet Vakfı Genel Başkanı Dr. Metin Eriş konuşmacı olarak yer aldı. Açış konuşmalarını Diyanet İleri Başkanı Mehmet Görmez ve TDV KAGEM Müdürü Hicret K. Toprak’ın yaptığı panelin sonunda merhum Fethi Gemuhluoğlu’nun oğlu Ali Gemuhluoğlu ve Gemuhluoğluyla yolları kesişen ve yakın dostluklarıyla bilinen yazar, şair ve düşünür Nuri Pakdil de söz aldı.

Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ: İnsan yetiştirmek için okul kurmak gerekmiyormuş efendim, okul olmak gerekiyormuş

Peygamberin dilinden Kur’an’da çok güzel bir dua vardır. Öyle bir dua ki, dua mecmualarına hiç girmedi. Dua mecmualarına yazmamız gereken, yeniden öğrenmemiz gereken bir peygamber duası. “Allah’ım beni başkalarının doğruluk lisanı eyle”. Bu duayı tercüme edenler, Türkçe karşılığını ararlar ama bulamazlar. Sadece başkalarının hayırla yâd ettiği biri olarak tercüme ederler.  Fakat çok eksik kalır.

Ankara’ya geldiğim 1980’li yılların başından beri bir şekilde istifade ettiğim her insanın sıdk-ı lisan-ı ile Fethi Gemuhluoğlu’nu yâd ettiğine şahit oldu. Bu çok güzel bir haslettir.  Keşke her mü’min bu makamı ve meziyeti elde etmek için bir çaba içerisinde olsa. Bu ‘desinler diye’ yapılan şeylere benzemez. Belki bu ona alternatif olarak Rabbimizin bize öğrettiği bir makam. Ben rahmetle yad ediyorum. Ve Cenab-ı Hakkın bizlere de başkalarının dilinde sıdk ile yâd edilmeyi nasip etsin diyorum.

Her dostumuzun özellikle fark ettiği ve benimde şahit olduğum en önemli husus İnsan yetiştirmek için okul kurmak gerekmiyormuş efendim, okul olmak gerekiyormuş. Aslında bize gösteriyor ki, bir insan bir okul olabiliyor. Hadi bu okul kelimesi de çok zayıf kalıyor. Bir mektep olabiliyor. Cenab-ı Hak Mektep olan büyüklerimizin sayısını artırsın. Çünkü çok ihtiyacımız var.

Hicret TOPRAK: “Bizi yola katacak, yolda kaybetmeyecek rehberlere ihtiyacımız var.”

KAGEM olarak kişiliğimize, kavrayışımıza, duruşumuza yön veren büyüklerimizi anmak üzere yola çıktık. Bu coğrafyada kahırlı, azaplı süreçlerde bize hakikatin kapılarını büyük bir merhametle aralamaya çalışan âlimlerimizi, mütefekkirlerimizi, münevverlerimizi tanımak istiyoruz. Gelgitlerle dolu yol alışlarımızda bize kardeşliği, dostluğu, vefayı, kadirşinaslığı, sadakati öğreten üstatlarımıza gönüllerimizi açmak, kalplerimizi onların hatıralarıyla cilalamak ve yenilenmek istiyoruz. İşte bunun için bu akşam dostun dosta, kardeşin kardeşe düşman olduğu günlerde bizlere dostluğun, yakınlık ve sıcaklığın en derin anlamlarını öğreten bir simayla bugün birlikte olacağız.

Evet, Fethi Gemuhluoğlu ağabey, bize dostluğun kitabını yazmış bir mütefekkirdi. Ehl-i İrfan’dı. Vakıf çeşmesiydi. Takipçilerinden de öyle olmalarını istemiştir. Bu akşam onun aziz hatırasını takip ederken, geçtiğimiz yüzyılın ortalarından itibaren çevresindeki insanlara rehberlik yapmış, darda olanlarının ellerinden tutmuş bir İstanbul efendisinin namütenahi özelliklerini öğrenmiş olacağız.

Bizim için de gençlerimiz için de Fethi ağabey bir hayli önemli. Zira bugün rol modellerimizin giderek azaldığını üzüntüyle görüyoruz. Bize hayırlı işlerde mihmandarlık yapacak, hakikati arayanlara yol gösterecek, bizi yola katacak, yolda kaybetmeyecek rehberlere ihtiyacımız var. İşte Gemuhluoğlu rahmetli bunlardan biri.

Dr. Necdet SUBAŞI: Aklımda selamdan, kardeşlikten, dostluktan başka bir şey kalmadı

Bugün sadece bir neslin ağabeyini değil hepimizin ağabeyi olarak değerlendirilecek bir ustayı anacağız, hatırlayacağız. Onun rehberliğini, yoldaşlığını, önderliğini ne çabuk unuttuğumuzu hayıfla görüyor, gözlüyor ve bunu telafi etmek için burada bulunuyoruz. Değerli dostlarımız bu vesile ile hoş geldiniz. Şahsen 1979’da ilk kez Fethi Ağabey’in ismini duyduğumda küçük bir risale gibi o günlerde elden ele dolaşan ve aslında 22 Kasım 1975 tarihinde ‘Dostluk Üzerine’ irticalen yapmış olduğu konuşmanın metninden çok şey anladığımı söyleyemem. Nasıl ki bir insan selamın üzerine bu kadar yüklenir, selam üzerine bu kadar yatırım yapar ve sağdan, soldan toplumun çok değişik kompartımanlarından onlarca insanı kendine bağlar, sevdirir. Ve bugün burada da bu kadar çeşitlilikte insanı bir araya getirebilir. Rahmetliyi anıyor ve ondan okumalarla bu gecenin çok verimli geçmesini diliyorum.

Dr. Metin ERİŞ: Sen hiç aşık oldun mu? Çünkü aşk Hakka giden yoldu.

Fethi Ağabey’in ismini altmışlı yıllarda duydum. Kimdir, hangi konularda çalışıyor bilmiyordum. Rahmetli Özcan Bolcan her konuşmamızda Fethi Ağabey seni istiyor derdi. Benim hakkımda nasıl bilgi sahibi olduğunu ve nereden beni tanıdığını bilmiyordum.  Bir büyükten celp gelince hiç birimizin durma şansı yoktur. Özcan Bolcan ile birlikte Fethi Ağabeyi ziyarete gittim. İlk karşılaştığımızda ‘Cenab-ı Hak ne güzel insanlar yaratıyor’ dediğimiz bir duraklama içerisinde oldum.  Ve bu arada rahmetli babamın bir öğüdü hatırıma geldi. Derdi ki ilk kez karşılaştığın insanlarda ilk yapacağın şey gözlerinin içine bakmak olsun.  Eğer gözlerini senden kaçırmazsa aranızdaki bağ sizi ebediyete kadar taşıyacak bir dostluğun habercisi olacaktır. Fethi Ağabeyimin gözlerine bakabildim mi bilmiyorum ama bir güzel insanla karşılaştığımı anladım.

Fethi Ağabey,  Anadolu çocuklarını sahiplenir ve onların İstanbul’da heder olmadan ayakta kalmalarını sağlamak amacıyla maddi-manevi bütün varlığını ortaya koyardı. Onun güzel tavırlarından biri de kendisine celp ettiği insanlara hemen şu suali sorardı: ‘Sen hiç aşık oldun mu?’ Çünkü aşk Hakka giden yoldu. Israrla şunun üzerinde dururdu: Gıybet etme!  Aşktan hiç ama hiç kaçma!

Fethi Ağabey, Arapgir Gazetesinde mükemmel yazılar yazdıktan sonra artık yazı yazmamaya başlamıştı. Biz o sıralarda 1970 yılı 14 Mayısında Aydınlar Ocağını kurmuştuk. Fethi Ağabey Aydınlar Ocağının mensubu olmadı. Onunla gönül bağımızın zenginliği vardı. Bu yüzden de bir konuşma yapması için bana onu ikna görevi verildi.. Fethi Ağabey ‘bir şartım var’ dedi. ‘Ben artık yazılı metinle gelmem. Acaba sadece ifadelerle dolu bir konuşma yapsam uygun olur mu?’ diye sordu. Fethi Ağabey’in söylediğine hayır dememiz uygun değildi ama şu ricada bulunduk. Aydınlar Ocağında yaptığı konuşmalarını kayda alacağımızı ve yine izni olursa bunu yazılı hale getirip kendisine takdim ederek neşredeceğimizi söyledik. Fethi Ağabey Aydınlar ocağında hepimizin bildiği ve gönlümüzün en uç noktalarına kadar dokunduğu “Dostluk Üzerine” sohbetini yaptı.

Fethi Ağabey ailesiyle ve sevdikleriyle vakit geçirmeyi çok severdi. Peygamber Efendimizden kaynaklanan inanılmaz bir gül sevdası vardı içinde.

Prof. Dr. Sadettin ÖKTEN: Muhabbet sadece yaşanan bir haldir. Ve muhabbet libası Fethi Beye giydirilmiş idi

Osmanlı geleneğinin reel manada yaşandığı bir çevrede doğdum, büyüdüm. Gençlik yıllarımı geçirdim. Bu çevre içinde özgün bir medeniyet tasavvurunun yetiştirdiği insanlar ile hem hal oldum. Onlardan çok şey öğrendim. Daha sonra Türkiye akademiyasında pozitivist ve elitist, mesleğinde gayet iyi noktalara gelmiş, uluslararası bir seviyeye ihraz etmiş bir muhitte akademisyen olarak bulundum. Daha sonra bir yurtdışı geleneğim oldu. Birçok insan tanıdım. Bunların arasında Fethi Ağabey hala var ve çok mühim bir yer sahibi. Bu soruyu  kendime -yetmiş küsur yaşındayım- hala defaatle soruyorum. Aldığım cevap şu, Fethi Ağabey’in bariz baskın bir muhabbet adamı olmasıdır.

Muhabbet nedir derseniz bunun tarifi yok. Muhabbet sadece yaşanan bir haldir. Ve muhabbet libası Fethi Beye giydirilmiş idi.  Zekâ, akıl, pratik, takip bunların hepsi kendisinde vardı. Ben bu şekilde birçok insan tanıdım ama onların muhabbeti yoktu. Muhabbet libası aşkın dünyada Fethi Bey’e giydirilen bir libastı. Bu libas hep bizimle beraber olacak zaten. Ama 77 senesinin sonbaharında bu libası alıverdiler. Geriye onun rüzgârı, gölgesi, hatırası ve kokusu kaldı. İşte 40 senedir o kokuyla, o rüzgârla, o hatırayla idare etmeye çalışıyoruz. Yaşadığımız hayatta her zaman problemler ile karşılaşabileceğimizi ve bir sorun zuhur ettiğinde nasıl bir yol izlediğini dinleyicilerle paylaşan Ökten, ‘Fethi Ağabey olsa ne yapardı?  Benzer bir problemde ne yapmıştı’ diye düşünüyorsunuz. Çözemeseniz bile içiniz ferahlıyor. Muhabbet libası ona ilahi bir emanetti. Bu emanetin tabi ki bir emanetçisi vardı. O da çok mühim bir şey. Fethi Ağabey ehl-i tarik bir zattı. Tarikatla ilişkisini ciddiye alan, o ilişkiyi hayatının merkezine koyan, o boyayla boyanmış bir zat idi. Ben, Beyazıt’ta Fatih’te klasik Osmanlı geleneğinin içinden geldiğim çevrelerde böyle insanlar gördüm. Ama onlar modern hayatın içinde değillerdi.  60’lı yıllarda teknik üniversitede asistan olan bir yerli Beyazıtlı delikanlı için o renklerle boyanmış ama modern hayatın içinde olan Fethi Ağabey çok mühim bir önder imiş. Bunu çok sonra anladım.

Fethi ağabey gibi çok dikkatli giyinen, iyi konuşan, sosyal ilişkileri fevkalade geçerli olan, güncel olan bir zattan Şah-ı Velayet Efendimizi dinlemek bir başka mana içerirdi. Ramazan ayı gelirdi mesela,  hiç unutmuyorum. Bir muhabbet halkası içindeniz ve “Şahı Velayet Efendimiz Ramazanda ne yaparlardı?” diye sorardı. Sonra sokağa çıktığınız zaman o muhabbet sizinle beraber devam eder aynı estetik haz gibi, manevi bir estetik size giydirilmiş, hilkat giydiriliyor size. Kendisi bu vecd içinde yaşayan bir adamdı.

Bugün toplumsal manada muhabbete o kadar çok ihtiyacımız var ki. Almadan vermek Allah’a mahsustur. Ama mümkün oldukça az alıp çok vermeyi tavsiye etmiştir Fethi Ağabey. Ve yaptı. Söylemeden yaptı. Bazı çok küçük hareketler çok büyük izler bırakır insanda.

Prof. Dr. Nabi AVCI: Onlar senin gibi ağzında altın kaşıkla doğmamışlardır.

Fethi ağabey ile çok genç yaşta tanışma şerefine kavuştum. 1967 senesinde Lise birinci sınıf talebesi iken Fethi ağabeye Ali Malkoçoğlu ve Mustafa Sezgin ağabey tarafından götürüldüm. İstiklal Caddesinde Türk Petrol Vakfının yerinde tanıştım. Bana o zaman verdiği bir nasihati hiç unutmadım. Bunu çok kesin bir dille söylemişti. Nasihat değil emirdi. “Cedeli bırak” dedi. O zamanlar okullarda münazara kulüpleri pek bir modaydı. Ben de bizim okulda münazara takımındaydım. Ve çok seviyordum o işi. Münazara etmek, münakaşa etmek, galebe çalmak filan gibi şeyler. Fethi ağabey bana dedi ki “cedeli bırakacaksın. Kimseyle münakaşa etmeyeceksin, tartışmayacaksın. Ayrıca ne okuyacaksın. Felsefe okumayı sonra konuşalım. İstersen seni şimdi burada Kadıköy Maarif Kolejine aldırayım.” Ben o zaman Eskişehir Maarif Kolejinde talebeyim. “Ben Eskişehir’de kalayım” dedim. Hayatımın hatasını yaptım.

Ankara’ya gelmeden önce Türk Petrol Vakfından daktilo ile yazılmış mektupla Fethi ağabey’ in ne zaman nereye geleceği ve bizi hangi saatte kabul edebileceği bildirilirdi. Yine böyle bir davet üzerine Bahçelievler’deki Türk Petrol Vakfının o zamanki bürolarında Fethi ağabey gelecek diye arkadaşım ve aynı zamanda benim gibi Türk Petrol Vakfından burs alan Ahmet Kot ile Yeni Karamürsel Mağazalarından yeni takım elbise, gömlek, ayakkabı ve kravat aldık, giyindik. Çünkü Fethi ağabey giyimimize, kuşamımıza da çok dikkat ederdi. Çok hoşuna gitti halimiz. Sonra orda dedi ki “Şimdi sizden bir söz vermenizi istiyorum. Üniversitenizi bitirdikten sonra üniversiteye intisap edeceksiniz.” Çok şükür o emri tutmak nasip oldu.

Scott Fitzgerald’ın Muhteşem Gatsby isimli romanın girişinde çok güzel bir şey söylüyor yazar. Roman kahramanının ağzından diyor ki; “Babam bana ilk gençlik yıllarımda şöyle bir nasihatte bulunmuştu: Bir gün senin değer verdiğin özelliklerle donanmamış insanlarla karşılaşırsan sakın onları kınama. Çünkü onlar senin gibi ağzında altın kaşıkla doğmamışlardır.” Bu İngilizce bir deyimdir. Yani senin kadar şanslı bir ortama doğmamışlardır. Ve bunu pek çok zaman bu cümleyi Fethi ağabey ile birlikte hatırladım. Onu tanıdığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Mustafa ağabeyin deyimi ile “kendimi piyango çıkmış gibi şanslı hissediyorum.

Ali GEMUHLUOĞLU: Bizden çok o gençlerin babasıydı.

Fethi Gemuhluoğlu çok okuyan, sürekli insanlarla ve özellikle de gençlerle meşgul olan, bir şekilde Anadolu’dan İstanbul'a gelen gençlerin İstanbul’da kaybolmamaları için başarılı olmalarının önünü açan, onlara maddi ve manevi her türlü konuda destek olan çok iyi bir babaydı.

O gençlere karşı kıskançlık duymazdık. Bizden çok o gençlerin babasıydı. O gençleri bizden, daha doğrusu bizi gençlerden ayırmazdı. Karşılıklı olarak bu ayrıma müsaade etmezdi. Onlar da onun çocuklarıydı.

1983'ten günümüze kadar şu anki de dahil olmak üzere kurulan tüm hükümetlerde Gemuhluoğlu'nun genel sekreterliğini yaptığı Türk Petrol Vakfından burs almış, mutlaka iki ya da üç bakan vardır.

Vefatından bu yana 39 yıl geçti. Rahmetli Gemuhluoğlu'nun bu şekilde anılması bizler için çok büyük bir gururdur.

 

 

Nuri PAKDİL: Ezeli ve Ebedi Ulu Önderimiz Hz. Muhammed’e güzide Efendimize ezelden bağlıydı.

Sevgili dostlar, Fethi Ağabey müstesna bir insandı. Tek başına bir örgüttü. Tek başına bir mürşitti. Sevgili Fethi Ağabey,  ezeli ve ebedi ulu önderimiz Hz. Muhammed’e güzide Efendimize ezelden bağlıydı. Özellikle Ali Efendimize yoğun bağlılığı vardı. Fethi Gemuhluoğlu Ağabey için, bu aciz arkadaşınız Nuri Pakdil’in yazdığı ‘‘Bağlanma” isimli kitabı tavsiye ediyorum. Ben o kitapta, Sevgili Peygamberimiz ezeli ve ebedi ulu önderimiz Hz. Muhammed’e olan bağlılığım çerçevesinde Fethi Ağabeye olan bağlılığımı vurgulamak istedim.

Fethi Ağabeyin en büyük arzularından birisi de öğrencilerinin mutlaka iyi derecede bir yabancı dil öğrenmesiydi. Ben de hepinizden bir yabancı dili okuyup, iyi derecede öğrenmenizi istiyorum. Çünkü Müslümanlar olarak çok donanımlı olmalıyız. Cahillikle hiçbir yere varılamaz.  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


[T1]Tasarımla bu kelimeler ön plana çıksın

Paylaş: